Merhaba sevgili dostlarım. Kediler gününüz kutlu olsun. Bir hafta sonu daha beni evinize misafir ettiğiniz için minnettarım. Hala bana katlanıyorsunuz. Ya evet lafı dolaştırıyorum çünkü açıkçası bu yayın nasıl yapacağımı bilmiyorum. Ya beni biliyorsunuz ben felaket kahineyim. Hani her an kıyametin kopacağını düşünüyorum ve bunu sizlerle paylaşıyorum. İyi bir şeyler anlatmak çok zor geliyor bana. Yani dilim dolaşıyor, titremeye başlıyorum, kalp atışlarım hızlanıyor ama Pis bir iş ama birisi yapmak zorunda. Bugün de maalesef iyi şeylerden konuşacağız. Türkiye'nin kaderini değiştirecek 3 mega projeden bahsedeceğim. Bunu yapmadan önce biraz daha lafı uzatıp bir açıklama yapmak istiyorum. Arkadaşlar ben bir muhalifim. Yani bugün damarlarımı kesseniz kanım kırm... Kanım kırm... Herkesin kırmızı değil mi? Kanım altı ok. Ya neyse işte yani muhalifim abi ya. Yani başka bir şey söylemeye gerek yok. Yani hem Sayın Erdoğan'a hem Cumhur İttifakı'na muhalifim işte. Bu kadar basit. Ama arkadaşlar ben her şeyden önce bir ekonomistim ve ekonomist olarak da görevim doğruları yansıtmak. Ha ben yanılıyor olabilirim ama hükümet iyi bir şey yaptığı zaman ya da Türkiye'ye iyi bir şey olduğu zaman felaket telli alanından sıyrılarak bunları sizinle paylaşmak zorundayım. Özellikle böyle her sabah televizyonu ya da en sevdiğiniz internet sitesini açtığınızda karşınıza bir pislik çukuru çıktığında belki bu hafta sonu 15 dakika size bir keyif verebilirim. Arkadaşlar şöyle giriş yapayım konuya. Siyaseti veyahut da diplomasiyi takip ediyorsanız herhalde Cuma günü Mekke Paktı imzalandı. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan bir askeri danışma anlaşması imzaladılar. Bir anlamda bir küçük NATO bu. Herhangi bir ülkeye karşı değil sadece olası bir 4. ülke saldırısında 3 ülkenin birbirine destek vereceğine dair bir anlaşma. Sayın Cumhurbaşkanımızın söylediği gibi isteyen katılabilir, şartları yerine getiren. Tabii bu işin görünen tarafı, görünmeyen tarafı şu. Trump sayesinde başımıza bölgede iki tane bela ülke çıktı. Bunlardan bir tanesi İran, ötekisi İsrail. Birisi deniz yollarını kontrol etmek istiyor. İkincisi kendi güvenliğini sağlamak için bütün bölgeyi bir güvensizlik ateşine yakmak istiyor. Ve tabii ki diğer ülkeler de buna karşı çareler alıyorlar. Bu anlamda Mekke Paktı sadece bir siyasi anlaşma değil, aynı zamanda bazı önemli ekonomik gelişmelerin ve bahsettiğim mega projelerin de yolunu açabilecek bir anlaşma. Şunu da hatırlatmakta fayda var. Orta Doğu böyle anlaşmaları çok gördü. Bir zamanlar Türkiye'nin de dahil olduğu galiba İslamabad Paktı vardı. Hatta yine bir zamanlar Mısır'la Suriye kardeşliği o kadar ileri götürdüler ki ortak bir Arap Cumhuriyeti kurdular. Bunların hiçbiri yürümedi. Dolayısıyla bu yürüyecek mi emin değilim ama bence yürümesi için çok önemli sebepler var. O sebep de şu, Hürmüz Boğazı'nı herhalde takip ediyorsunuz yoksa bu programı takip etmezdiniz. Açılacağı filan yok. Ondan da kötüsü İran Hutsi'leri de alevlendirdi. Hem Yemen rejimine saldırıyorlar hem Suudi Arabistan'ın Kızıldeniz'de seyri sefer eden tankerlerine saldırıyorlar. Üçüncüsü yine bu sabah boş bir Türk kuru yük gemisine güllü zannediyorum ya da güllük İHA saldırısı yapıldı. Kimse sorumlu yükselmedi ama bir Rus limanına gittiğine göre muhtemelen Ukraynalılar yaptılar. Son günlerde dikkat ederseniz zaten Karadeniz'de ve Azov Denizi'nde, yani Kırım'ın arkasında kalan denizde artık tankerler seyahat edemiyor. Ya Ruslar vuruyor, ya Ukraynalılar kuruyor. Birleşmiş Milletler çok endişeli. Bu tankerler büyük ölçüde ya enerji, ya gübre, ya da tahıl ve diğer tarımsal emtiaları taşıdıkları için bunların fiyatlarında ciddi bir zıplama olabilir. Bu sebeplerden dolayı örneğin sırf bu sene buğdayın fiyatı %10'u çıkarttı. Dolar bazında bu, Türk lirası bazında demiyorum. Özetle söylemek gerekirse bölgemizdeki 3 kritik deniz yolunda, bunlar dünya ticaretinin belki %35'ini kapsıyor. Ciddi anlamda bir tıkanma var. Ve bu savaş, Hürmüz Savaşı bitse de, İsrail'de rejim değilsene, Tanrı'ya gidip başka birisi gelse de bu deniz yollarını kötü şöhrete geçmez. Bir kere artık adları çıktı. Dolayısıyla bölgedeki bütün ülkeler değişik seyir-sefer yolları keşfetmeye çalışıyorlar. Ve deniz trafiğiyle naklettikleri mal ve enerjiyi büyük ölçüde kara yoluyla, demir yoluyla veyahut da bora hatlarıyla başka güzergahlardan yenilenme peşindeler. İşte Türkiye'nin şansı buradan başlıyor. 3 tane büyük mega proje var. Bunlardan bir tanesi Suudi Arabistan'dan gelebilecek boru hatları ve kesin olan Suudi Arabistan-Türkiye demir yolununun yeniden açılması. İkincisi Irak'tan gelebilecek yeni boru hatları ve hatta var olan boru hatlarının kapasitesinin genişletilmesi ve barış yolu veyahut da kuru kanal projesi, 17 milyar dolarlık proje, bu Basra Körfezi'nden Irak'a giriş yapan Asya mallarının ondan sonra Türkiye üzerinden Doğu Akdeniz ve Avrupa'ya nakledilmesini kapsıyor. Üçüncüsü ise eskiden Zengezur Koridoru dediğimiz, şimdi artık Trump yolu ya da Trip yolu oldu ya da barış yolu oldu. Azerbaycan'la Nahçıvan'ı birbirine bağlayan Ermenistan'dan geçen çok dar koridor. Biliyorsunuz aslında Türkiye ile Azerbaycan sınırdaş değil. Biz Azerbaycan'a bağlı otonom bir cumhuriyet olan Nahçıvan'la sınırdaşız. Sonra aramıza Ermenistan geliyor. Ermenistan'la da ilişkilerimiz malum. Dolayısıyla Türkiye asla Çin ve Hazar ötesi Orta Asya'dan gelen trafikten payını alamadı. Bu trafik büyük ölçüde Rusya üzerinden Avrupa'ya gidiyor. Ve Rusya da artık kötü ülke sınıfına girdi Avrupa tarafından. Avrupa Rusya ile iş yapmak istemiyor. Bazı ülkeler hala Rusya'ya biraz daha yakın ama Avrupa'nın büyükleri ve genel olarak büyük çoğunluğu elden geldiği kadar Rusya ile ticari ilişkilerini azaltmak istiyorlar. Çünkü Putin Ukrayna'yı bitirirse Doğu Avrupa'ya hatta Baltık ülkelerine saldırabileceği korkusu içinde yaşıyorlar. İşte bu üç proje gerçekleşme ihtimalleri tabii ki başka şartlara da bağlı ama Türkiye'nin kaderini değiştirebilir. Suudi Arabistan'la başlayalım. Bir kere Suudi Arabistan'la zaten silah sanayi konusunda ilişkilerimiz gayet iyi gidiyor. Pek çok ortak projeye imza attığımız gibi Amerika'nın onlara yeterli kadar güvenlik desteği vermediği için silah alımlarının bir kısmını Türkiye'ye kaydıracaklar. Yalnız bu da değil. Yavaş yavaş Suudi Arabistan şirketlerinin Türkiye'de şirket satır almaya başladığını görüyoruz. Mesela Aramco zannederim OYAK'a ait olan benzin istasyonlarının bir kısmını satın alacak. Böyle başka satın almalar da var. Şimdi bu işbirliğinin kapasitesinin genişletilmesi düşünüyor. Tabii Türkiye bu konuda çok kuvvetli bir lobi yapıyor. İstenen şu, Suudi Arabistan petrollerini şu anda Yahyülmüz'den ya da Kızıldeniz'den naklediyor. Onun yerine bora atlarıyla Ürdün ve Irak üzerinden ya da Suriye üzerinden Türkiye'ye nakletsin. Hem doğalgaz hem petrol bora attı. Bizim zaten çok kapsamlı bir boru hattı, doğalgaz boru hattımız var. Bu Avrupa'ya da bağlanıyor, meşhur TANAP projesi. Bu vesileyle hiçbir saldırıya maruz kalmadan ve kesintiye uğramadan Suudi Arabistan boru hatlarını, bu boru hatları vasıtası ile ihracatını devam ettirebilecek. Fikir gerçekçi, proje gerçekçi ama tabii maliyetti ve başka ülkelerin de sabotajına bağlı. Örneğin Irak'tan gelen bir boru hattı İran'ın oradaki vekilleri olan Haçlı Şabiler tarafından sabote edilebilir. Ama yine de bu proje oldukça gerçekçi. Niye bu önemli? Ya şöyle bir şey var. Bir, biz bir geçiş ülkesi olduğumuzda gerek petrol gerek doğalgaz olsun. Bir, oradan geçen, akan petrol veya doğalgazın bir kısmını ucuza satın alıyoruz. Ve kendimiz kullanma hakkını kazanıyoruz. İkincisi bir yol geçiş ücreti alıyoruz. Yani bunlar senede 3-4 milyar dolar eder. Ama arkadaşlar bunların geçtiği yerlere bakarsanız Güneydoğu, Doğu gibi Türkiye'nin en az gelişmiş kısımları 3-4 milyar çok büyük bir para. Gelelim ikinci projeye. Bu konuda önemli adımlar atıldı. Kerkükçeyhan ve Irak-Türkiye boru hattının kapasitesi genişletilecek. Irak'tan Türkiye'ye petrol ihracatı senede 750 bin, günde 750 bin barile çıkacak. Türkiye'nin günlük ihtiyacı 1 milyon baril gibi. Şimdi Türkiye'de diyor ki ya arkadaşlar bunu yapıyorsunuz, siz de Basra üzerinden naklettiğiniz ve halen nakledemediğiniz petrol ve doğalgazı da bize nakledin. Biz sizin adınıza satalım, ya Ceyhan'dan satalım ya Tanap'a bağlayalım. Yine aynı şekilde Kürt bölgesinde, otonom Kürt Cumhuriyeti bölgesinde akıl almaz zenginlikle doğalgaz ve petrol kaynakları var. Bunları işletemiyorsunuz. Bırakın buralardan da boru hatları kuralım veyahut da ortaklaşa kuralım. Onları da Türkiye üzerinden dünyanın geri kalanına bağlayalım. Nitekim Türk Petrolleri Anılım Ortaklığı, Kerkük Petrollerine %25 ortak oldu. Bu projede gerçekçi ve gerçekleşirse hem Türkiye kendi petrol ihtiyacını Rusya'dan bağımsız olarak Irak'tan karşılayabilir Ve çok daha güvenlik sağlayan bir tedarik zincirine sahip olur. Çünkü Rusya hem doğalgazla bağlıysa hem petrolde bağlıysa hem de bir de nükleer santral yapıyorlar. Bu tedarik zincirini çeşitlendirme anlamında doğru bir şey değil. İkincisi tabi buradan da bir gelir elde edeceğiz. Bir demin bahsettiğim geçiş gelirleri var ama daha önemlisi şu. Arkadaşlar Irak ve Suriye ekonomisi büyük ölçüde Türkiye'ye eklemli durumda. Bugün Irak mal sattığında Türkiye olsun başka bir ülke olsun bunun bir kısmı Türkiye'ye ihracat olarak geri dönüyor. Mesela ben gitmedim ama işte Kürt bölgesine gidenler zamanında orası merkezi yönetimle arası bozulmadan önce rafların Türk mallarıyla dolu olduğunu, bütün otelleri ve büyük rezidansları Türklerin yaptığını söylerdi. Ve etekimde yabancıların konut alışına baktığınızda Irak yabancılar arasında bir ya da iki numaradır. Şimdi Irak zenginleştiğinde, bunu Suriye için de söyleyebiliriz, Türkiye'nin ticareti doğal olarak artıyor. Dolayısıyla çifte kazanç sağlıyoruz. Hem bora hatlarından bir miktar gelir elde ediyoruz, hem de bora hatlarının geliri Irak'tan Türkiye'ye yansımaya başlıyor. Suriye için de aynı şey geçerli. Çok Suriye'yi kapsamayacağım ama bugün işte Dünya Bankası 100 milyon dolar daha hibe verdi. Suriye ekonomisi hızla toparlanıyor. Oradaki PKK artıkları da temizlendiler veya hükümete katılmaya razı oldular. Suriye'nin en az 300-400 milyar dolar yeniden yapılanma parasına ihtiyacı var. Tabii ki bunun hepsini birden elde etmeyecek ama senede 10 milyar bile gelse bunun en az 4'te 1'i Türkiye'ye gelir. Üçüncüsü Zengezur Koridoru. Bu koridor da neredeyse 2027 yılında inşaatına başlanacak. Ortada siyasi olarak bir tek pürüz var. Ermenistan ile Azerbaycan barış imzaladılar. Ama bu nihai değil. Azerbaycan diyor ki, Ermenistan Anayasası'nda Karı Karabağ'ın size ait olduğuna dair bir madde var, onu çıkartın lütfen. Paşinyan bunu yapmaya razı ama mecliste çoğunluğu var partisinin fakat anayasal çoğunluğu yok. Yani 3'te 2 çoğunluğu yok. Büyük pürüz teşkil ediyor. Ve ne Ruslar ne İran tabii ki bu projelerden hoşlanmıyorlar. Ama ikisi de bu savaşta çok zayıfladı. Ha, yani bir kere Putin Ukrayna'da boğuldu. Yani Rus ekonomisi felaket durumunda bir daireyeten kimse artık Rusya'yı takmıyor. Ha diyebilirsiniz ki ya İran hürmüzde istediğini elde etti bir de bütün bölgeye korku saldı. Arkadaşlar doğrudur ama bunu yapmak İran'a nelere mal oldu? İran'ın kendi resmi rakamlarına göre 300 milyar dolar altyapı zararı var. Bunun da ötesinde aynen Amerika gibi o da cephanesinin önemli bölümünü hürmüzü bombalarken tüketti. Dolayısıyla gürültüsü yüksek, bağırtısı yüksek ama aslında başkalarının projelerini engelleyebilecek güce sahip olmayan bir ülke. Peki bu Zengezur Koridoru ya da Barış Yolu açılırsa 2030 gibi devreye girmesi bekleniyor. Neler olur? Birincisi Amerika ile ilişkilerimiz çok daha ileriye gider çünkü adamlara İran sınırında bir dinleme üssü hediye ediyoruz. Bize minnettar kalacaklar. İkincisi halen Rusya üzerinden giden Çin ve Hazarötesi trafik yavaş yavaş bu Zengezur yoluna kaymaya başlar. İkisi birbirini tamamlıyor. Her zaman bazı mallar Rusya üzerinden ihraç edilecek ama bu Zengezur koridoru Rusya'ya göre çok daha kısa ve tabii ki benim bahsettiğim şartlarda çok daha güvenli. Dolayısıyla senede 15 milyar dolar civarında bir ticaret Rusya rotasından bu rotaya kayabilir. Ve bunun Türkiye'ye giriş noktası da yine Türkiye'nin en az gelişmiş bölgelerinden biri. Bu ticaretten 1-2 milyar dolar pay alsak dahi o bölgedeki insanlar için çok önemli. Azerbaycan'da biraz önce bahsettiğim gibi Irak ve Suriye gibi Türkiye'ye eklemlenmiş bir ekonomi. Zaten kardeş milletiz. Yani iki bayrak tek millet mi diyorduk? Öyle bir şey. Azerbaycan'da aramızda su sızmıyor. Azerbaycan'da para kazandığında bunun önemli bölümünü Türkiye'de harcıyor. İşte Sokar gibi yatırımlar yapıyor. Veyahut da ticaret ve turizm, sağlık turizmi yapıyor. Bugün ben hastanelere çok girip, çok sık girip çıkıyorum. Herhangi bir hastaneye gittiğinizde Azeri kardeşlerimiz için özel departmanlar var. Daha çok gelsinler, hepsilerini çok seviyoruz. Şimdi özetlemek gerekirse 3 tane pişmekte olan proje var. Tabii dünya o kadar hızlı değişiyor ki bunların hiçbiri %100 gerçekleşecek diyemem. Ama hani çok basit ihtimal hesabıyla 3'ünden biri gerçekleşse bile Türkiye'nin kaderi değişebilir. Üçü birden gerçekleşirse zamanında biliyorsunuz sevgili Cumhurbaşkanımızın mega projeleri vardı. Partisine veyahut kendisine destek azaldığında veyahut da ekonomide bir durgunluk yaşandığında mega proje ortaya atardı. Ekonomiye can suyu verirdi. Mesela Kanal İstanbul bunların en saçması ve asla olmayacak ama İstanbul Havalimanı, işte Marmaray, Köprü ve Otoyollar. Bunlar gerçekten Türkiye'nin altyapısı adına büyük kazanımlar. Ama artık bütçede böyle bir para kalmadığı gibi yapılacak mega projede kalmadı. İşte Kanal İstanbul artık en son saçma denemeydi. Ve bunun yürümeyeceğini herkes bildiği için lafı var kendisi yok. Şimdi mega projeleri artık Sayın Cumhurbaşkanı organize etmiyor ya da başlatmıyor. Oluşan fırsatlar Türkiye'ye adeta bir milli piyango kuşu gibi konuyor. Türkiye'nin ekonomik durumundan bahsetmeye gerek yok. Konudaki kötümserliğim devam ediyor. Yani böyle yavaş çekim bir kendi içine çökme halindeyiz. Karadelik haline dönüşüyoruz. İnsanlar çok yavaş değişimleri fark etmiyor. Ama her sene biraz daha kötüye gidiyor ekonomi. İstatistikleri falan bir kenara bırakın. Siz kendi cebinizden bahsedin bana. 2024'ten daha iyi durumda mısınız, daha kötü durumda mısınız? Eminim bu yayını izleyenlerin %90'ı daha kötü durumda izleyecekler. Ben de öyle. Allah'a şükür. Geçim sıkıntım yok ama ben bile zorlanıyorum. Hepimiz zorlanıyoruz. En zengin insanlar bile zorlanıyor. Bir şekilde artık Türkiye ekonomisinin canlanması lazım. Bunun tabii en doğal yolu, Türkiye'de siyasi yapının değişmesi, adaletin bağımsızlaşması ve Türkiye'de arz kanallarını açabilecek yapısal reformlar yapılması. Herhalde siz dinlerken gülüyorsunuz, ben de söylerken gülüyorum. Bu rejim başta olduğu sürece bunlar olmayacak. Bu rejim artık operasyonlar üzerine kurulu, tamamen halkı aldatmaya yönelik ve atılan her hukuki adımdan yandaşlara rant sağlamaya yönelik bir rejim. Muhalifliğimi de böylece yapmaya çalışayım. Hiçbir zaman Türkiye'yi kalkındıracak doğru hamleleri yapmayacak. Ama bu tür projeler belki bir şans kapısı olarak bize gelir ve Türkiye'nin kaderini değiştirir. Büyümemiz hızlanır, dışarıdan gelen yatırımlarla yeni teknolojiler elde edebiliriz ve daha az enflasyonla, daha az cari açıkla büyümeye becerebiliriz. Bütün bunlar yarın olmayacak ama önümüzdeki 5 yıl içinde olacak. Bugün klasik para politikası, hürmüz, Amerika'da istihdam verileri gibi güncel konuların dışına çıkıp size biraz neşe verebilecek bir konudan bahsetmek istedim. Umarım siz de gerçekçi bulursunuz ve bu konuyu biraz daha düşünürsünüz. Eğer bu yayını beğendiyseniz aşağıda katıl butonuna basarak bana bir mali katkıda da bulunabilirsiniz. Çünkü ben de mega proje bulmakta zorlanıyorum. Ama ne olursa olsun bana verdiğiniz destekten ve yorumlardaki trollemelerinizden dolayı hepinize çok teşekkür ediyorum. Bu programın yapımında destek olan mesele ekonomiyle ayrıca minnettarlığımı sunarım. Esenliklerle kalın.