Merhaba sevgili haciz kurbanları, Föş'ün dergahına hoş geldiniz. Yine uzun bir aradan sonra sizinle birlikteyim. Maalesef ölmedim. Hemen kapağı atalım. Yüksek faiz çağına girdik, alışın. Altına da parantez açalım. Elden geldiğince kredi kullanmayın. Dört konuya değineceğim. Bir tanesi çok güncel, değinmek zorundayım. Amerikan Hazine Bakanlığı'nın bir Türk Bankası'na yaptırım uygulayacağına dair Çok yoğun bir sosyal medya trafiği var. Bunu değerlendirmek istiyorum. Ha önce kısaca bir sağlık durumunu hakkında bilgi vereyim. Merkez Bankası faiz indirmedi. Ekim'de faiz indirmesini bekliyor piyasa. Bu ne kadar gerçekçi? En son olarak da dünya gerçekten ekonomik anlamda mükemmel fırtınaya girdi. Faiz arttırımları patır patır gelecek. İşte burada yüksek faiz çağına girdik kelimesinin anlamını açıklamaya çalışacağım. Dünyada yüksek faizlerin nedeni enflasyon değil. Aksine kamu borçları. Arkadaşlar bu yaz sağlık açısından çok iyi geçmedi. 15 günde yoğun bir zatürriye ile hastanedeydim. Ya kardeşim sen niye böyle sık sık hasta oluyorsun dediğinizde cevabı gayet basit. Maalesef sigara bir telasıyım. İçmeyin işte sonu bu yoksa yaz ayını hastanede geçireceksiniz. Hepimizin gideceği yer bu. Gelelim şimdi konumuza. Amerikan Hazine Bakanı Scott Besant galiba perşembe günü diğer yaptığı anlamsız açıklamaların yanında pazartesi günü büyük bir bankaya yaptırım kararı açıklayacağız dedi. Nedense bu Türkiye'de çok ciddi bir telaşa neden oldu. Çok yoğun sosyal medya yorumları var. Bir Türk bankasının, hatta büyük bir Türk bankasının Amerikan tarafından yaptırımlara çarpılacağı konuşuluyor. Ben MET'li çok yakından teklif ettim. Hiçbir şekilde Türkiye'nin adı geçmiyor. Peki niye insanlar bu kadar telaşlı? Çünkü bir hafta öncesi Amerika Türkiye'deki ismini vermeyeyim. Küçük bir yatırım bankasıyla onun bir iştirakına İran Meğer Hava Yolları'na Boeing satmak veya göndermek gerekçesiyle yaptırım kararı aldı. İnsanlar ikiyle ikiyi topladılar. Ha yine galiba bir Türk bankası geliyor dediler. Bu ne kadar olası? Zannetmiyorum. Birincisi Tom Barak'ın Sayın Cumhurbaşkanımızla görüştükten sonra Türk bankacılık sistemi gayet düzgün çalışıyor. memnunuz açıklaması var. İkincisi de açıkçası ben Türkiye'de herhangi bir büyük bankanın kamu olsun, özel olsun İran'la iş yaptığını zannetmiyorum. Bu bir Halkbank meselesi değil. O zamanlar Türkiye İran yaptırımlarını tanımıyordu. Ve bütün olanlar bitenlerde herkesin gözü önündeydi. Hatta Rıza Zarrafayıl'ın ihracatçısı ödülleri filan veriliyordu. Bu kez Türkiye'nin bankaları Rusya veya İran'la iş yapma konusunda cesaretlendirdiğine dair hiçbir kanıtımız yok. Aksine Rusya örneğinde çok daha belirgin, Türkiye batı ile arasını bozmamak için bütün yaptırımları harfiyen uyguluyor. Dolayısıyla pazartesi günü piyasaları çok sıkacak ve Amerika ile aramızda gittikçe iyileşen ilişkileri bozacak bir yaptırım kararı beklemiyorum. Gelelim Merkez Bankası'na. Merkez Bankası Perşembe günü faizleri indirmedi. Bu zaten beklenen bir karardı. Enflasyon hala çok yüksek ama tabii ki hep geleceğe bakıyoruz. Ekim'de faiz indirim tartışması başladı. Pek çok aracı kurumunun raporunda Ekim'de ve ondan sonra bir toplantıda da yüzer bas puan faiz indirimi yapılacağı beklentisi var. Yani sene sonunda halen %37 olan politika faizi 200 puan daha düşük olacak. Ben şahsen bunlara katılmakta çok tereddütlüyüm. Katılmıyorum demiyorum. Çünkü gerçekten iç piyasaya baktığımızda enflasyonun, daha doğrusu enflasyon katılığının ve beklentilerinin belinin kırıldığına dair ciddi işaretler alıyoruz. Arkadaşlar, gerek Temmuz sanayi üretimine bakalım, gerekirse Ağustos perakende satışlara hangi veriye bakarsak bakalım, ekonomide yaprak kıpırdamıyor. Hem üretim hem tüketim tarafında ekonomik aktivite yazı aylarında bırakın güç kazanmayı, güç kaybetti. Tabii bu alıcı olmadığında enflasyonun da düşmesi için gerçekçi bir neden. Merkez Bankası derin tetkikler yapıyor, çeşitli endikatörler geliştirmiş enflasyonun ana eğilimini ölçmek için. Onlara göre de Ağustos ayında enflasyonun ana eğilimi gerilemiş. Buna benim de bir itirazım yok. Ama niye Ekim'de ya da Aralık'ta faiz indirimi konuşmak için çok erken diyorum? Global konjüktürden dolayı. Biraz sonra aşağıda Hürmüz ve Babel mandap açmazını anlatacağım ama petrol fiyatları Brand Petrol haftayı 108 dolardan kapattı. Şimdi bu yani Ağustos ayında petrol %11 civarında prim yaptı. Bu tabii Eşel Mobil de yavaş yavaş kalktığı için çok hızlı bir şekilde enflasyona yansıyor. Yalnız o değil başka araştırmalara göre yaz aylarında sırf yaz aylarında kiralar da %11 arttı. Yani evet iş talep zayıf, alışveriş pek fazla yok ama hala enflasyonist baskılar devam ediyor. Böyle bir ortamda faiz indirmek paranın dolara kaçmasına sebebiyet verebilir. Peki gelecek sene faiz indirimleri söz konusu olabilir mi? Evet kesinlikle olur. Ben Türkiye'de uygulanan ekonomik politikaların enflasyonu düşüreceğine inanmıyorum. Aksine orta vadeli programa baktığınızda, 2027-2028 döneminde büyümenin %5'lere kadar yükselmesi veya yükseltilmesi tahmini var. Şimdi arkadaşlar, ekonomideki en temel kurallardan biri, çok hızlı büyüdüğünüzde enflasyon üretirsiniz. Türkiye'nin de enflasyon üretmeyen büyüme kapasitesi, merkez bu konuda bana katılmaz, onlar 4-4,5 diyor ama biz 3 diyoruz. Şu anda da 2,5 civarında büyüyoruz. Yani büyümeyi teşvik etmek için atılacak adımlar aynı zamanda enflasyonu da yükseltecek. Ama şöyle bir durum var. Bu sefer dışsal konjüktürden büyük destek göreceğiz. Amerikan ara seçimlerinden sonra gerek Kürmüzboğazı gerekse Babel-Mandeb açılır. Petrol fiyatlarında çok sert bir düşüş görebiliriz. Bundan dolayı da gelecek sene faiz indirimlerin devam edeceğini düşünüyorum. Yalnız en son konuma geçmeden bir kez daha hatırlatayım. Tabi bu faiz meselesi bileşik kaplar gibi. Yani Türkiye'de faizi birinci neden değil ama bir ölçüde Amerika'nın ve Avrupa'nın da faizi belirliyor. Oralarda faizler çok uzun süre düşmeyecek. Bundan dolayı faiz indirimleri her zaman beklentilerin altında kalacak. Yani Türkiye dolarizasyona neden olmamak için çok yavaş gitmek zorunda kalacak. İşte bu yüzden kredi kullanmayın diyorum. Özellikle faizleri değişen kredi kartı bakiyelerinde çok dikkatli olun. Çünkü muhtemelen Merkez Bankası 2027 yılında faiz indirdiğinde dahi sizin harcanabilir geliriniz faizlerden çok daha hızlı düşecek veyahut da faizler kadar yükselmeyecek ve ödeyeceğiniz faizde aile bütçenizde çok ciddi bir sorun yaratacak. Gelelim dünya konjüktürüne. Arkadaşlar mükemmel bir fırtınanın içindeyiz. Bunun iki nedeni var. Birincisi, bu İran Savaşı, artık İran Savaşı mı diyelim, Hürmüz Krizi mi diyelim, ne dersek diyelim, bitmek yerine gittikçe dallanıp budaklanıyor. İran'ın müttefiki Yemenli Hütiler, bütün Kızıldeniz kıyısını ele geçirdiler ve Suudi Arabistan tankerlerinin geçmesine müsaade etmeyeceklerini açıkladılar. Sonuç olarak Suudi Arabistan, Kızıldeniz'e bakan en büyük rafinerisinde üretimi durdurmak zorunda kaldı. Şu anda benim kaba hesabıma göre dünya petrol piyasasında günde 10-12 varillik bir eksik var. Yani bunlar stoklardan karşılanıyor. Petrol 120 dolara çok rahat giderdi ama Uluslararası Enerji Ajansı gelecek sene ekonomik yavaşlamadan dolayı petrol talebinin çok yavaş büyüyeceği ya da düşeceğini açıkladığı için baskılar biraz azaldı. Ancak bu savaş devam edecek. Ne İran, ne de müttefik Yahutiler ya da hala Hamas'tan geri kalanlar Trump'ın seçim kazanmasını istemiyor. Çünkü kongrede demokratların tamamı ve cumhuriyetçilerin bir bölümü İran'la savaşın artık bitmesini ve Amerika'nın askeri varlıklarını bölgeden çekmesini istiyor. Dolayısıyla bu ortamda barış yapmak, petrol fiyatlarının düşmesine bir yol bulmak Trump'ın kazanması ihtimalini yükseltir. Amerika'da seçimlere giderken birçok konu var. Ama en önemlisi benzin fiyatları. Çünkü Amerika arabayla yaşayan bir toplum. Benzin fiyatları da yeniden galon başına 5 dolara yaklaştı. Dizel 6 dolara geçti. Ve anketlere baktığınızda da Trump kongreinden en azından bir kanadını kapanacak gibi gözüküyor. Eğer bu gerçekleşirse ondan sonra İran'ın bu savaşı sürdürmek için bir nedeni yok. Şu ana kadar bütün girişimlerinden başarılı olduğunu söyleyebiliriz ama işin gerçeği şu ki bunun İran'a ekonomik maliyeti çok ağır oldu. Yani bırakın 300 milyar dolar civarında altyapı hasarını devalüasyon ve enflasyon 60'larla 80'ler arasında geziyor. Bu savaş bittiğinde İran'da protestoların yeniden başladığını göreceğiz. Dolayısıyla İran bir an önce normalleşip yeniden petrol icraatına başlamak istiyor. Dolayısıyla 2027 yılında petrolden gelen enflasyonist baskıların azalacağını rahatlıkla söyleyebilirim. Ama ikinci neden faizleri yüksek tutan ve bence çok daha önemlisi kamu borcu. Amerika Birleşik Devletleri'nin kamu borcu 40 trilyona vardı. Mesele ekonomide Yunus'la çektiğim programa bakarsanız bu konudaki görüşlerimizi detaylarıyla izleyebilirsiniz bu arada diye. Bir de ufak ürün yerleştirme yapalım. Ve arkadaşlar borcun kapanacağı yok. Amerika yalnız İran Savaşı yüzünden değil, Çin'le rekabeti ve Rusya'yla rekabeti yüzünden de askeri harcamaları arttırıyor. Toplum yaşlanıyor. Dolayısıyla sosyal güvenlik giderleri artıyor. Üçüncüsü faizler yüksek olduğu için bütçede faiz giderleri çok önemli bir yer kaplamaya başladı ve şu anda Amerika'da vergi arttıracak siyasi irade yok. Dolayısıyla halen %67 olan milli geliri oranla Amerikan bütçe açığının bu seviyelerde devam etmesi en olası senaryo. Yalnız o değil, artık bütün dünya borçlanıyor. Dünyada bu konuda en muhafazakar ülke olarak bilinen Almanya'nın bile olası ruh terörist tehditine karşı savunma harcamalarını arttırdığını ve borçlandığını görüyoruz. Dolayısıyla Çin'e hariç bütün büyük ekonomilerde çok ciddi bir kamu borcu baskısı var. Şimdi tabii tahvil alıcıları da keriz değil, yani bu borcun ödenmeyeceğini biliyorlar. Veyahut da yeteri kadar alıcısı olmadığını biliyorlar. Yani eskiden de Amerika çok borçlanırdı ama Almanya, Japonya daha muhafazakar bütçe politikaları izlerlerdi. Ve oradan çıkan parayla Amerika'nın bütçe açığı, tahvil faizlerini çok yükseltmeden kapatılabilirdi. Artık durum böyle değil. Bütün dünya fonlamaya sıkışmış durumda. Bir de bu yapay zeka ve tedarikçileri çıktı. Onlar da akıl almaz miktarlarda borçlanarak kredi piyasasına acayip baskı üretiyorlar. İşte bu yüzden çok uzun sürecek bir yüksek faiz dönemine girdik diyorum. Bu faiz dönemi, yani bu yüksek faiz getire yerisinin iki ucunda da cereyan edecek. Şimdi faiz dediğinizde aklınıza ne geliyor? Mevduat faizi, kredi faizi, belki biraz daha finans takip ediyorsanız Merkez Bankası'nın politika faizi. Ama bir de uzun vadeli faizler var. Yani bunlar ABD'de 10 ve 30 yıllık tahvillerin getirileri. Bizde 30 yıllık yok ama 10 yıllık tahvil var. Şimdi kısa uç enflasyon yükseldiği için merkez bankalarının faiz arttırmasından dolayı yükseliyor. Bildiğiniz gibi Avrupa Merkez Bankası faiz arttırdı. Gelecek hafta Fed'in faiz arttırması olasılığı vadeli piyasalarda %85 olarak fiyatlanıyor. Japonya Merkez Bankası %100 faiz arttıracak. Tabii ki bu faizler arttıkça tahvillerin getirileri de yükselecek. Bir seferlik de olmayacak bu faizler. Pek çok uzmana göre Fed'in çok hızlı büyüyen Amerikan ekonomisi ve enflasyon baskılarını kontrol altına alması için 3 kez faiz arttırması gerekebilir. Dediğim gibi bu konuda daha temkinliyim. Ama şunu bilmekte fayda var. 2027'ye girdiğimizde dünyada faizler 2026'ya nazaran çok daha yüksek olacak. Tabii ki bu Türkiye'yi de ilgilendiren bir durum. Dediğim gibi bizim faizlerimiz %100 dünya ile bağlantılı değil. Ama Türkiye gerek cari açığını gerekse Türkiye'deki yatırımlardan kaynaklanan finansman ihtiyaçlarını karşılamak için yurt dışından borçlanan bir ülke. Ve yurt dışında borçlanma faizleri arttığında tabii ki biz de bundan payımızı alıyoruz. Özellikle kredi notumuz çok düşük olduğu için baya fazla etkileniyoruz. Dolayısıyla Türkiye'de de kredi maliyetleri beklendiği kadar düşmeyecek. Merkez Bankası ne yaparsa yapsın düşmeyecek. Mükemmel fırtınayı özetleyerek bitireyim. Bir yanda yapay zeka hikayesinin itikçe aşındığını görüyoruz. Yapay zekanın yaptığı yatırımların karşılığını asla alamayacağını, hatta insanlığa karşı bir takım girişimlerde bulunacağı piyasalarda ciddi bir tedirginlik yaratıyor. İkincisi, petrol fiyatlarının önümüzdeki bir, bir buçuk ayda brand bazında konuşuyorum. 120 doları aşması çok olası. Üçüncüsü, kamu borcu kalıcı bir sorun olarak karşımıza çıkıyor ve her an tahvil pazarında bir krize sebebiyet verebilir. Yani tahvil pazarında işlem yapılmaz, kriz bu. Alıcı ile satıcının fiyatları birbirinden çok farklıdır ve tahvil fiyatlamaları bütün dünyanın Amerika'da ipotek endüstrisinin borçlanmasını etkilediği için dünyadaki ekonomik aktivite çok hızlı bir şekilde daralabilir. Sevgili arkadaşlar biliyorsunuz zaten benden keyifli bir malzeme çıkmaz. Bir kez daha pazar günü hayatınızı kararttığım için özür diliyorum. Beni evinize davet ettiğiniz için minnettarım ve tabii ki bu programın yapımını birlikte geçirdiğimiz mesele ekonomi ekibine de teşekkür ederim. Kalın sağlıcakla.