Föş yayını herkese geçmiş olsun diyerek başlıyor. Tabii ki borsa yatırımcılarını kastediyorum. Gerçekten yüzümde gülümsemeyi silecek, uykularımı kaçıracak kadar kötü bir hafta geçirdik. Borsa tam anlamıyla bir çöküşün sınırına geldi. Oradan kamu idaresinin yaptığı açıklamalarla geri döndü. Biz ileriye bakalım. Borsanın krizi bitti mi? Bundan sonra potansiyel var mı? Sorsuna cevap arayalım. Maalesef hayır diyeceğim. Bunun nedenlerinden biri de küresel konjüktürde yaşananlar. Bu hafta uzun yıllardır rastlamadığımız bir olay oldu. Avrupa Merkez Bankası, Fed ve Japon Merkez Bankası eş zamanda faiz arttırdılar. İngiliz Merkez Bankası arttırmadı ama arttıracağı sinyali verdi. Dünyada faizler yükseliyor. Hatta yıllarca sürecek bir yüksek faiz sürecine girdiğimizi söyleyebilirim. riskli varlıkları rahatsız etmesi gereken çok başka ve çok önemli olaylar da var. Ama maalesef riskli varlıklar hala çok güzel bir dünyayı satın alıyor. Arkadaşlar her krizin ayrı bir yapısı ve nedeni vardır ama bir tek ortak nokta bulmak mümkün. O da kriz insanların beklediği zaman değil beklemediği zaman çıkar. Ve şimdi kimse sanki sorun yokmuş gibi davranıyor. Borsa ile başlayalım. Arkadaşlar hakikaten eğer SPK bu 130 fonun tasfiyesine karar verip onları İş Bankası ve başka bankanın daha yönetimine devretti, açıklamasını yapmasaydı bütün yatırımcıların, Tefas yatırımcılarının kafasında acaba hangi fonlar daha spekülatif, manipülatif icraatlar yaptılar, hangileri tehlikeli diye bir korku başlayacaktı ve bütün fonlara saldırı olabilirdi. Yani en güvenli, en iyi yönetilen fonlardan dahi para çıkışı başlayabilirdi. Tabi bu fonların para çıkışını karşılayabilmesi için borsada hisse satmaları lazım. Ve hisse sattığınızda da fiyatı düşer. Borsada yüzlerce hissenin fiyatı düşecekse alıcı çıkmaz. İnsanlar ikinci piyasadan da tamamen kaçacaklar. Böylece bir kısır döngüye girecektik. Şimdi Mehmet Şimşek ve SPK açıklamalarıyla krizin bu bulaşıcı tarafını önledik. Peki sorun bitti mi? Hayır sorun bitmedi. En önemlisi ve en ölçülmesi zor olan ortada bir güven krizi var. Tamam kamu çok geç de olsa müdahale etti ama acaba gerçekten çürük yumurtalar bu kadar mı? Pek çok insan bunu soracaktır. Bir de tabii komşu etkisi var. Yani bu SPK tarafından tasfiye edilecek fonlarda en az 500 bin belki 900 bin civarında yatırımcı şu anda paralarını geri alamıyor. Ne kadarını alacakları da belli değil. Bu insanlar tabi başkaları ile konuşuyorlar. Borsada 7 milyon civarında yatırımcı var. Bunlardan kaç tanesi bu noktadan sonra borsaya girmeye cesaret edecek? Ayrıca dediğim gibi bu 130 fon tasfiye edilecek. Yani hisseleri satılıp kapatılacak. Bunların dağılımını az çok biliyoruz. Bu hisselerin çoğu Bistotuz ve Bistyüz'de temsil edilmeyen küçük hisseler. Ama aralarında çeşit olsun diye Bistotuz, Bizyüz hisselerinde satmışlar. Bu hisselere satış geleceğini bile bile insanlar gider alım yapar mı açıkçası çok şüpheliyim. Bir de tasfiye yöntemi var. Yani bu zaten fonlar çok ciddi miktarda net varlık değerlerinin önemli bir bölümünü kaybetmişlerdi. Bundan sonra da zorunlu satışa geçecekleri için muhtemelen ellerindeki hisse senetlerinin fiyatları biraz daha düşecek. Ve ancak bu düşük fiyatlardan yatırımcıya ödeme yapacaklar. Bundan önce de aldıkları kredilerin, diğer masrafların vesaire ödenmesi gerekiyor. Türkiye Borçlar Kanunu böyle. Yani yatırımcı parasını ne zaman geri alacak, yatırdığı paranın ne kadarını geri alacak kesinlikle belli değil. Burada 17 ila 20 milyar dolar gibi bir rakamdan bahsediyoruz. Bunun belki yarısını yatırımcı hazmedecek. Neyse olayın katılım bankaları veyahut da bankalara sıçraması engellendi. Katılım bankaları Emrak Bank tarafından devralınacak ve TCM'de bankacılık sistemine likidite enjelette ediyor. Zaten bankaların bu varlık yönetim şirketlerine veyahut da fonlara verdikleri krediler toplam portföyünün çok ufak bir kısmını teşkil eder. Dolayısıyla sistemik bir risk yani Türkiye finansal sistemini tehdit altına alacak bir risk göremiyorum. En son olarak da bu noktadan sonra hangi yabancı yatırımcı Türkiye borsasında işlem yapmaya cesaret eder bilmiyorum. Zaten global konjüktüre baktığımızda Türkiye gibi gelişmekte olan piyasalardaki tahvil türü enstrümanlara ciddi bir ilgi var. Çünkü faizleri yükseliyor. Ama hisse senetlerine International Institute for Finance'in kayıtlarına göre Ağustos ayında sıfır para girmiş. Özetle söylemek gerekirse borsada tamam yani %80 ihtimalle artık bir kriz olasılığı, bir kısır döngü olasılığı ortadan kalktı. Ama bu noktadan sonra borsanın potansiyelinin yukarı yönde olduğunu söylemek çok güç. 35 yıldır bu piyasaların içindeyim. Buna benzer olayları çok gördüm. Bunların en önemlisi 2001 krizinde veya öncesinde 20 kadar bankanın TMSF'ye geçmesiydi. Bunların büyük kısmı halka açıktı ve burada halka açık payları hiçbir şekilde geri ödemediler. Yani yatırımcı bu zararı sineye çekti. Ondan sonra da borsa 2 yıl yerinden kıpırdamadı. Bu kez de maalesef böyle bir gelecek karşımıza geçebilir. Şimdi gelelim global konjüktüre. Bir kez daha hatırlatayım. Borsanın yukarı yönlü potansiyel arz etmemesinin nedenlerinden biri de global konjüktür. Global konjüktürü şöyle özetleyeyim. Bir, bahsettiğim gibi 3 büyük merkez bankası faiz arttırdı. Ve bunlar tek sefere mahsus değil. Bir faiz artırım döngüsü başladı. Fed kendi üyelerinin hesabına göre bir kez daha, vadeli işlemlere göre en az 3 kez daha, belki 4 kez daha faiz attıracak. Avrupa Merkez Bankası için 2 bekleniyor. BOJ'nin ne yapacağını kimse bilemiyor. Çünkü onlar hükümetle daha yakın bağlantılı çalışıyorlar. Bu sistemin karakteri yani. Bu hükümet baskı yapıyor değil. Genelde Bank of Japan hükümetle işbirliği yaparak çalışıyor. Ama Cuma günkü faiz arttırımından sonra yen düştü. Yenin düşmesi Japonya'da yeni enflasyonist baskılar demek. Piyasa, Japon Merkez Bankası'nın yeteri kadar hızlı bir şekilde ve gerektiği ölçüde faizleri arttırabileceğinden emin değil. Bu da Bank of Japan'in bir süre sonra daha hızlı faiz arttırmasına sebebiyet verir. Özür özetlemek gerekirse Türkiye'nin dış borçlanma ihtiyaçlarının önemli bölümünü karşıladığı kısa vadeli borçlarda yani sendikasyon kredilerinde veyahut da alacak vıdımlıklarında faizler 2027 yılı boyunca yükselecek. Bu tabi yalnız Türkiye açısından değil borsalar için de bir tehlike. Çünkü faiz borsanın alternatifi. İkinci tehlike tahvil faizlerinde ve bunu merkez bankalarının faiz arttırımı veyahut da enflasyondan ayrıştırmak lazım. Yüksek enflasyon, merkez bankalarının faiz arttırımlarının tahvil pazarında olumsuz etki yaptığını inkar etmiyorum. Ama tahvil faizlerinin sürekli yükselmesi 21. yüzyılın zirvelerine varmasının asıl nedeni kamu borcu. Bu sürekli olarak çeşitli nedenlerden dolayı artıyor ve hiçbir demokratik ülkede de vatandaştan daha fazla vergi almak için iştah yok. Harcamaları da kesemiyorsunuz. Hangisini keseceksiniz? Emekli maaşlarını mı? Askeri harcamaları mı keseceksiniz? Yoksa altyapı yatırımlarını mı? Çin'le ve Rusya'yla büyük bir rekabet olduğu ortamda bunların hiçbiri gerçekleşemez. Dolayısıyla 10 ve 30 yıl vadeli tahvil faizleri dünyanın her yerinde artacak. Bu nasıl bir tehlike yaratıyor? Arkadaşlar şu anda 10 ve 30 yıl borçlu olan şirket ve ülkelerin çoğu bu borçları %3, %4, %2 faizden almış. Şimdi %8 civarında faiz ödeyecekler. Ya ödeyemeyecekler, ya kimse onlara borç vermeyecek ya da çok ağır finansman giderlerine sapılacaklar. Paraları değer kaybedecek ve ekonomileri durulacak. Bu yüzden orada da riskli varlıklarda bir tehdit var. İkinci konu Hürmüz Boğazı. Yani bu çözülmeyecek. Şimdi Suudi Arabistan'ın bombalanan bir rafinerisi vardı. O birkaç hafta içinde yeniden işletmeye alınacak diye petrol fiyatları düşüyor. Ama sorun bu değil ki. Dün tesadüfen İran International diye İran dışındakilerin yönettikleri web sitesini okuyorum. İran yönetiminden açıklama var. Biz Hürmüz ve Babel, Mandevi, Trump ve Netanyahu görevden gidinceye kadar kapalı tutacağız diyor. Bu akıl almaz bir tehdit. Yani biz iki yıl daha bununla mı yaşayacağız? Şimdi çeşitli yollarla Hürmüz'den, Kızıldeniz'den petrol çıkartsanız da bu sorunu çözmüyor. Bir, buradan çıkan petrolün pazarlara ulaşması iki misli maliyetli. İkincisi, çıkan petrol belki dünyanın günlük ihtiyacının yüzde ellisi. Hadi %75'i diyelim ve stoklar her yerde tükendi. Dolayısıyla kış aylarına girerken petrol ve rafiner ürün fiyatlarının artması son derece olası. Ve önemli bir tehlikeye geldik. Piyasaların bu hürmüz ve faiz risklerini bu kadar kolaylıkla göz ardı etmesinin en önemli sebebi yapay zeka hikayesi. Yapay zekanın insanlığı olumlu anlamda değiştireceği insanlığı bir kıyana bırakın. Hem şirketlerin hem bireylerin verimliliğini ve tabii şirketlerin karlılığını arttıracağına dair sarsılmaz bir inanç var. Ama işin gerçeği maalesef böyle değil. Geçen hafta belki de bahsettim. Antropik'den bir güvenlik sorumlusu, yapay zeka güvenlik sorumlusu, yapay zekanın insanlığı imha etme riski %10 veya daha fazladır diyerek istifa etti. Dün de Perşembe günü Çatçı IPT'den bir açıklama geldi. En yeni modelleri GLS-5 ya da GLS-6 galiba tamamen komutlara aykırı hareketlerde bulunmuş. Ve bundan sonra ChachiPT bu konuda yapay zekanın yaptığı bütün yanlış davranışları kamuoyuna bildireceğini söyledi. Şimdi arkadaşlar ortada çok ciddi bir tehlike var ve yapay zeka yarışının bir süre durdurulması, Bir denetleyici otoritenin kurularak her modelin piyasaya sevkililmeden önce güvenlik açısından lisanslanması bir mecburiyet haline geliyor. Ama Trump böyle bir şeye kesinlikle karşı. Çin zaten bütün bu söylenenlerin Çin'in rekabet gücünü yavaşlatmak için bir Amerikan oyunu olduğuna inanıyor. Dolayısıyla binmişiz bir alamete gidiyoruz kıyamete şeklinde bir şey var. Şimdi yatırımcılar inanmayabilir ama chat chip gitti olsun, antropik olsun, hatta meta olsun bunlar yeni model üretmek için sürekli olarak borçlanmak zorundalar. Ve özel fonlardan, zenginlerden, girişim fonlarından para toplamak zorundalar. Böyle bir tehlike varken bu fonları bulabilirler mi emin değilim. Dolayısıyla isteseler de istemeseler de yeni model gelişimi kenara atılacak. Şimdi yapay zekayı piyasaların itici gücü haline getiren her gün yeni bir haberle hikayenin yenilenmesiydi. Ve haberler hep pozitifti. Son bir buçuk haftada haberler negatife döndü. Size aslında piyasaları rahatsız etmesi ve iskonto edilmesi gereken 3 tane büyük riskten bahsettim. Ama bunların hiçbiri piyasaları etkilemiyor. Hızla yollarına devam ediyorlar. İşte işin korkutan tarafı da bu. Başta da söyledim. Krizler herkesin beklediği zaman olmaz. Çünkü herkes tedbirini almıştır. Kimsenin beklemediği zamanlarda olur. Tabii şunu da söyleyebilirsiniz. Ya sen kimsin arkadaşım? Sen burada yıllardır bize serbest piyasa satıyorsun. Serbest piyasada her şeyi en iyi bilir. Doğrudur. Yüzde yüz doğru değildir. Çoğu zaman doğrudur. Serbest piyasanın yaptıklarını eleştirmek baya büyük cesaret ve bilgi birikimi gerektirir. Ben niye serbest piyasanın yani şu andaki hisse senedi fiyatlarının çok yüksek olduğunu düşünüyorum. Çünkü bütün uzmanlar bunu söylüyor. Ulusüstü kuruluşlardan, Dünya Bankası'ndan, Dünya Ticaret Örgütü'nden, hatta Bank of England'dan, Avrupa Merkez Bankası'ndan ve diğer bu konuda ismi geçen borsa strateji uzmanlarından borsaların riskleri göz ardı ettiği ve fiyatların çok yüksek olduğu ortaya çıkıyor. Tabii borsalar çok uzun süre akıl dışı bir şekilde makul fiyatların çok üstünde kalabilir. O zaman ne yapmalı? Borsayı çökertecek veyahut da gerekli şartlar, şu andaki şartlara uyum sağlayacak, fiyatları düşürecek olan olaylar ne olabilir? İki tanesi akla geliyor. Bir, büyük yapay zeka şirketleri kendi aralarında bir centilmenlik anlaşması imzalayarak yeni model gelişimini, daha doğrusu piyasaya sevkini durdururlar. İkincisi Amerikan seçimleri geliyor. Amerikan seçimlerinde artık kongreyi kimin kazanacağı konu olmaktan çıktı. Çünkü ortada çok daha büyük bir tehlike var. Trump elinden gelen bütün araçları kullanarak seçimlere müdahale ediyor. Yani seçim sandıklarının federal görevliler tarafından el konulması gibi çok abartılı ve Amerikan tarihinde karşılaşılmamış olaylardan bahsediyoruz. Diyelim ki Trump kongreyi kaybetti. Sonuçları tanıyacak mı? Tanısa ne olur, tanımasa ne olur? Orada seçim kurumları sonuçları onaylıyor diyebilirsiniz. Evet ama Amerika'nın yapısı biraz farklı. 50 eyalet var. Bunların 30 tanesinde de ya da 30'a yakınında da cumhuriyetçi valiler ve mecliste de cumhuriyetçi çoğunluğu var. Bunların şu andaki seçimlerle hiçbir alakası yok. Bunlar Trump'ın sözüne uyup seçim sonuçlarını dava edebilirler. Öyle bir durumla karşı karşıyayız ki Amerika'da seçim sonuçlarının belli olmadığı, bütün bu olayın Anayasa Mahkemesi'ne kadar gittiği 2-3 aylık belirsizlik döneminden bahsediyoruz. Bu da bütün politikaların askıya alınması ve muhtemelen Trump'ın istediğini elde etmesi için ticaret savaşları gibi yeni yollara başvurması anlamına gelir. Özetle söylemek gerekirse Amerikan ara seçimleri Kasım'da, şimdi Eylül'deyiz. Eylül ile Kasım arasında uluslararası piyasalarda, hisse senetlerinde çok ciddi bir düzeltme olması ihtimali bence %50'nin üstünde. Tabii böyle bir durumda Türkiye'deki piyasaların da olumlu performans göstermesi garanti edilemez. Evet sevgili arkadaşlar, iyiye odaklanalım. Herhalde borsayı yıllarca çökertecek bir krizin eşiğinden döndük. Bundan sonra olacaklar borsanın tamamını pek etkilemeyecektir muhtemelen. Dolayısıyla tüm bu şartlara rağmen herkese keyifli hafta sonları dilerken bir kez daha bu fonlara yatırım yapan vatandaşlarıma da geçmiş olsun diyorum. Tabii ki bana destek olmak isterseniz katıl butonuna basabilirsiniz. En son olarak da bu programı benimle birlikte yapan ve korgulayan Mesele Ekonomi ekibine de çok teşekkür ediyorum.