Merhaba sevgili mağdurlar, mağdurlar ülkesi Türkiye'de Föşün Dergahı programına hoş geldiniz. Fon mağdurları, dolandırıcılık mağdurları, yargı mağdurları, o kadar çok mağdur var ki Türkiye'nin yarısı mağdur. Tabii ki fon krizi de skandalı devam ettiği için onunla başlayacağız ama bu konuda çok video var. Sadece çok sıkça karşılaştığım ve bence cevabı net olarak alamadığım sorulara cevap aramakla başlayacağım. Bir 5 dakikayı böyle geçireceğiz. Sonra şu ana kadar pek Türkiye'de konuşulmayan ama dünya finans basının dilinden düşmeyen tahvil depremini konuşacağız. Bütün dünyada tahvil faizleri aralıksız yükseliyor. Eee bana ne? Benimle alakadar. Sizi çok alakadar eder. Asıl bunu anlatacağım. Bu deprem Türkiye'yi nasıl vurur? Aldığınız kredinin faizinden, borsadaki hisse senetlerinin performansına kadar her şey ABD başta büyük ülkelerin tahvil piyasasındaki fiyatlamaya dayanıyor. Hemen başlıyoruz arkadaşlar. En sık karşılaştığım sorulardan biri Mehmet Şimşek istifa edecek mi ya da görevden alınacak mı? Çünkü sonuçta sorumluluğun ne olması gerekiyor? Önce şunu söyleyeyim. Arkadaşlar Mehmet Şimşek'i savunurum ve severim. Bunu açıkça itiraf ediyorum. Ama yalnız Mehmet Şimşek değil, bütün bakanlar kendilerine saray tarafından verilen yetkiler çerçevesinde davranırlar. Ben Mehmet Şimşek'in ve Sayın Fatih Karağan'ın, belki de VDDK Başkanı Sayın Şahit Kavcıoğlu'nun bu fon sorununu, balonunu saraya taşımadığını düşünmüyorum. Kimseye sarayı da suçlamıyorum. Ama bu iş çok yüksek yerlerde bir yerden izin ve yetki alınmadan bu kadar sürdürülemezdi. Çünkü herkes oyunu biliyordu. Peki ne olabilir? Olayın siyasi boyutu çok yüksek. Yargı kararı olmadığı için elden geldiğinizde dikkatli konuşacağım. Ama 2015'te TAPE krizinde olduğu gibi Erdoğan konuyu kapatmak için birkaç AKP milletvekilini veyahut da bürokrasiden bazı isimleri hatta bazı YouTube'da izlediğim kaynaklara göre AKP'ye yakın duran basın mensuplarından bazılarını gözaltına aldırarak konuyu kapatmaya gelir. Olayın siyasi bağlantıları var mı? Arkadaşlar var yani en azından böyle olmadığını ispatlamak çok kolay. Bu fonlardan bir tanesi 12 kişiyle başlıyor. Hala tefasa kapalı iken 154 kişi daha katılıyor. Ve bu insanların önemli bölümü fon balonu patlamadan önce yüksek karlar alıp çıkıp gidiyorlar. Bu kişilerin isimleri açıklansın dinliyor. Ben buna karşıyım. Çünkü bazıları tamamen tesadüfen katılmış olabilir. O insanların mahremiyetine zarar vermek doğru değil. Ama bunların hepsi savcılık tarafından bilinmesi ve bu kişiler hakkında soruşturma açılması gerekir. Üçüncüsü şimdi bu bir kriz olarak, sistemik kriz olarak kapandı mı? Yoksa başımıza yeni skandallar çıkabilir mi? Bir, bankalar sağlam. Best fonları kesinlikle sağlam. Para piyasası fonları sağlam diyordum. Orada dikkatli olmak gerektiğine karar verdim. İki tane olay var. Birincisi aracı kurumlar ve fon şirketleri 3 milyardan fazla bono tahvil ihraç etmişler ve bunları büyük ölçüde para piyasası fonları satın almış. Para piyasası fonlarından da geçen hafta 154 milyar lira çıktı. Dolayısıyla onların bu tahvilleri yayınlayacak halleri pek olmayabilir. Dolayısıyla aracı kurumlar ve hangi fonlar bu işi yaptıysa kendi ceplerinden para ödemek zorunda kalırlar. Bu da bir kitle krizi yaratır veyahut ellerindeki hisse senetlerinden bazılarını tasfiye etmek zorunda kalabilirler. Dördüncüsü paramızı ne zaman geri alacağız ve ne kadar geri alacağız? Arkadaşlar fon tasfiyelerinden çıkan para kimsenin hoşuna gitmez. Yani 1 liraya belki 20 kuruş alacaksınız. Bu işi mağduriyetleri engelleyerek çözmenin iki yolu var. Birincisi yükü vergi mükellefinin sırtına yüklemek. Yani genel bütçeden ödeme çıkartarak herkese adil fiyatlardan, girdikleri fiyatlardan veyahut da hissenin ortalama fiyatından payını geri ödemek. Bence eğer işin siyasi boyutu dallanıp budaklanırsa, özellikle yeni parti bu işi Erdoğan'a karşı yürüttüğü siyasi kampanyanın temel öğelerinden biri haline getirirse Erdoğan bu yola başvurabilir. Çünkü burada en az 450 bin mağdurdan bahsediliyor ama bana gelen bilgilere göre bazı insanlar bu fonların aldıkları hisselere şahsen girmişler. Ayrıca onu da bir kenara bırakın, borsa yüzde kaç değer kaybetti? Herkes mağdur. 7 milyon insan var, hepsi mağdur. Dolayısıyla bunlar aynı zamanda seçmen, sırf bu fonlarda batan yatırımcıları dahi hesaplasak, 455 bin, bir de ailede oy veren üye var, 900 bin oydan söz ediyoruz ve seçimler bundan çok da azıyla kazanılıp kaybediliyor. İkinci bir yol daha var, burada bilerek manipülasyon yaptıkları iddia edilen ve bu şüpheyle gözaltına alınan, hapse atılan kişilerin mal varlıklarına el koymak, bu mal varlıklarını satarak buradan elde edilecek bedelleri, fon tasfiyesinden elde edilecek bedellere ekleyerek mağdurlara daha büyük bir pay dağıtmak. Bu mümkün. Yalnız burada bence yargı kararı gerekiyor. Dolayısıyla çözüm 6 aydan daha fazla olabilir. Veyahut ilk önce fondaki ne kadar para biriktirilebilmesi onu dağıtırsınız. Arkasından herkese bir alacak makbuzu verip, mahkeme bu kişilerin suçlu olduğuna karar verip, mallarına resmen el konup icraida satılınca da geri kalanını geri alırlar. En son olarak borsada baskı bitti mi? Hayır borsada baskı bitmedi arkadaşlar. Şimdi bakın yani bu işe karışsın karışmasın para piyasası ya da hisse senedi fonlarında payı olsun olmasın 7 milyon yatırımcı her gün zarar ediyor. Ve bunun karşılığında mevduatta hala çok güzel paralar var. Ayda mevduatınızın boyutuna göre %3-4 arasında para kazanabiliyorsunuz. Borsada da yukarı çıkma şansı yok. Şunu söyleyeyim de ekonomist bile bu konuya el attı. Bu skandalın bizim MSCI gelişen piyasalar endeksinden çıkartılmamız olasılığını güçlendirdiğini iddia etti. Açıkçası ben de buna katılıyorum. Yani MSCI'nin şüphelendiği ve Türkiye'yi uyardığı konu açıkça ortaya çıktı. Daha da önemlisi MSCI belki bunu söylemeyecektir ama işin içindeki siyasi bağlantı var iddiaları. Kesinlikle bir kamuoyunu tatmin edecek şekilde yalanlanmadan MSCI Türkiye'yi o endekste tutmayabilir. Dolayısıyla maalesef borsayı çok ucuz ve çok değerli şirketleri barındıran bir kuruluş olarak görsem de yukarı yönlü potansiyel taşımıyor. Bir sorun daha var ve ikinci konuya geçiyoruz. Dünyada tahvil depremi. Dünyadaki tahvil faizlerinin yükselmesi de zaten faizlerin yükselmesi her zaman borsanın ve hisse senetlerinin düşmanı olmuştur. Türkiye'ye ikinci bir darbe vurabilir. Arkadaşlar hilafsız ağustos başından beri her gün dünya finans basınının manşetinde şu başlıklardan biri yer alıyor. ABD, Japonya, İngiltere, Fransa tahvil faizleri parantez açıyorum 5, 10, 15 yıllık zirvelere vardılar. Cuma akşamı da bütün dünya için gösterge teşkil eden 10 yıl vadeli Amerikan devlet tahvilinin faizi 2004'ten beri en yüksek seviye olan 5.22'ye yükseldi. 30 yıllıklar 5.30'a yükseldi. Şimdi bu niye tehlikeli? Birincisi dediğim gibi hisse senetleri, tahvilin alternatifi. Tahvilde gittikçe ballı getiriler bulduğunuzda hisse senetlerinden çıkabilirsiniz. Özellikle çok ciddi miktarda borçlanan ve hemen hiç kar etmemelerine rağmen girişim fonlarından topladıkları paralarla trilyonlarca yatırım yapan yapay zeka hisseleri çok hassas. Dolayısıyla eğer bu tahvil faizlerindeki artış devam ederse Amerikan borsalarından başlayıp bütün dünyaya yayılan bir satış dalgasıyla karşı karşıya kalabiliriz. Peki bu devam eder mi? Eder. Şimdi ortada garip bir durum var. Fed 3, Japonya Merkez Bankası 3, İngiliz Merkez Bankası 4, Avrupa Merkez Bankası da önümüzdeki 12 ayda 2 kez daha faiz arttıracak. Bunu ben söylemiyorum, vadeli işlem piyasaları söylüyor. Fed'le örneğiyle devam edelim. Fed'in faiz arttırması kısa vadeli tahvil faizlerini yükseltir ama enflasyona karşı bir tedbir olarak algılandığı için 10 ve 30 yıllık tahvillerin faizlerini düşürür. İkincisi ben bu yayını çekerken ABD ile İran, İran'ın ABD'ye sunduğu iki değişik çözüm planı üzerinde tartışıyorlardı. Eğer petrol fiyatları bazı büyük kuruluşların iddia ettiği gibi Türbüz ve Babel mandep açıldığında yeniden 60-70 dolarları düşecekse tahvil pazarında ateşi söner. Ama ortada çorbanın üstünde koskoca bir karasinek var. Bunu çözemiyorsunuz. O da şu, bence tahvil faizlerindeki yükselişin tek değil ama en önemli nedeni kamu borçları. Bu konuda benim de yazarı ve ortağı olduğum para analize bakabilirsiniz. International Institute for Finance ve OECD'nin uyarıları var. Amerika'nın bile kamu borcu geri ödenemez. Tabi temerüte düşmezler ama Amerika bütçesi şu anda faize savunmadan daha fazla para ödüyor. Ve önümüzdeki yıllarda da bu harcamaların kesilmesi imkansız. Yani bugün vergi arttıran bir hükümet seçmen tarafından ilk sandıkta muhalefete mahkum edilir. İkincisi, harcamaları kısamıyorsunuz. Savunma harcamaları var, yaşlanan toplumun sosyal güvenlik harcamaları var, global ısınmanın yarattığı zararı tazmin etmek için yapmak zorunda olduğunuz harcamalar var. Dolayısıyla bir kısır döngüden bahsediyoruz. Bence bu çok önemli faktör ve tahvil faizlerinin 2026 değil 2027 boyunca da Fed'in ne yaptığından bağımsız yükselmesini bekliyorum. V22 diye bir kuruluş var, araştırma kuruluşu. Bir araştırma yapmış, geçmişte Amerikan faizlerinin bu kadar hızlı yükseldiği 22 dönemin 22'sinde de ufak orta ölçekli veya büyük finansal kriz çıkmış. Dolayısıyla en büyük kaygımız bu. Finansal kriz nedir? Geçmişte olduğu gibi Amerika'da bazı bölgesel bankalar batabilir, bizde olmayan gölge bankacılık yani private credit ve private equity fanları temerete düşebilir. Buradan yayılan panik bütün ülkeleri, bütün tahvil pazarını rahatsız edebilir. İkincisi bir süre sonra 2-3 yıl önce %3 faizden borçlanan gelişmekte olan ülke devletleri ve özel sektör şirketlerinin vadisi geldiğinde %8'den filan borçlanmak zorunda kaldığını göreceğiz. Ya kreditör bu insanları borca layık görmeyecek ya da bunlar o faiz masrafına katlanamayıp borçlarını iade edecekler. Bütün dünyada bir ekonomik daralma ve temel ürün dalgasıyla karşı karşıya kalabiliriz. Ama işin krize varması şart değil. Türkiye'ye döneceğim. Tahvil faizlerinin yükselmesi bize görünmeyen yönlerden çok fazla zarar veriyor. Birincisi arkadaşlar bizde borsada çok fazla yabancı para yok ama tahvil pazarında bayağı var. Bunların bir kısmı doğrudan TL tahvillerde pozisyon almışlar. Bir kısmı da swap piyasası üzerinden vadeli işlemler yoluyla tahvil teminatları almışlar. Siz bu insanları içeride tutmak için Amerika ve CDS'den daha yüksek bir faiz ödemek zorundasınız. Ve enflasyondan arındırılmış olarak. Türkiye'de de enflasyon düşmeyecek bunu hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla dünya faizlerini yükselmesi Türkiye'de de devlet tahvili faizlerini yükseltebilir. Ve nitekim bu hafta hazinenin yaptığı ihalelerde devlet tahvili faizlerinin bir buçuk aylık zirve yaptığını gördük. Şimdi arkadaşlar bu niye zararlı? Hani benim tahvillerle işim yok diyebilirsiniz. Ben hisse sevdiği ya da altın alıyorum. Arkadaşlar bu sene ilk 8 ayda devletin harcamalarının %18'i faize gitti. Vergi gelirlerinin %21'i de faize gitti. Yani siz daha yüksek faiz ödemeye katlandığınızda diğer harcamalardan kısmak zorunda kalıyorsunuz. E seçimler yaklaşıyor. Nasıl yapacaksınız? Yapamayacaksınız. Para basmak ya da daha fazla borçlanmak zorunda kalacaksınız. Daha fazla borçlanınca ne oluyor? Türkiye'de devlet tahvillerinin alıcısı BES'ler var, para piyasası fonları var ama asıl ticari bankalar var. Ticari bankalar daha fazla devlet tahvilinde almaya zorlandıklarında özel sektöre kredi veremiyorlar. Alın başınıza bir bela daha çıktı. İkincisi, bütün dünyada tahvil faizleri artarken Merkez Bankası'nın faiz indirmesi kolay değil. Özellikle tahvil faizleri yanında FED, BOJ, İngiliz Merkez Bankası vs. faiz arttırırken. Çünkü dediğim gibi parayı TL'de tutmak zorunda Merkez Bankası. Resmi görevlerinden biri değil ama fiilen bunu yapıyor. Yabancılar çıksın diyebiliriz, tamam. Yabancıların payı çok büyük değil. Merkez Bankası rezervleri de 40-50 milyar dolar yabancı satışını rahatlıkla karşılar. Ama mesele o değil. Aslında en büyük carry traderlar Türkiye'deki büyük montanlı yatırımcılar. Bunlar dövizle TL arasında bir tercih yapıyor. Siz TL faizini düşürdüğünüzde ve dövizin faiz getirisi artıyorsa dövize bir kaçış yaşanacak. Zaten Merkez Bankası rezervleri 4 haftadır düşüyor. Bir kısmı altın fiyatlarındaki gerilemeden bir kısmı da bu para fiyatı ve borsadan kaçanların dövize sığınmasından. Dolayısıyla bu bahsettiğim senaryoda bu kış değil ama 2027 yılı boyunca kuru idare etmek çok zorlaşacak. Ben açıkçası Merkez Bankası'nın bu sene faiz indirmesini beklemiyorum. Üçüncüsü dış finansman. Arkadaşlar Türkiye cari açık dışında takriben 250 milyar dolar dış borç taşıyan bir ülke. Tabii bunun hepsi bir yılda ödenmeyecek. Şirketlerinde rezervleri var. Ama nereden baksanız Türkiye'nin yaşaması yani günlük ekonomiyi idare edebilmesi için sürekli vadesi gelen borcu yenilemesi hatta daha fazla alması gerekiyor. Bu borç genellikle 1 yıl, 2 yıl vadelerde en fazla 5 yıl vadelerde alınıyor. Buradaki faizler arttığında şirketler bunu Türkiye'de karlı bir şekilde değerlendiremeyebilirler. Bu yüzden de borçları almak yerine geri öderler. Bu da Merkez Bankası rezervlerini daha da düşürerek Türkiye'de güçlü TL politikası konusunda kaygılar yaratır. Daha önemli şirketler parayı ne yapıyor? İki alanda kullanıyor. Bir, ticaret finansmanı. Yani ihracat için girdi satın alıyor. İkincisi, Türkiye'de fabrika, inşaat, malzeme, sabit sermaye yatırımı yapıyor. Siz dışarıdan borçlanamadığınızda ihracat zaten zorda. Büyük şirketler çünkü sorun yok ama orta ölçekli ve kobiler ihracat yapaması hale gelebilir. İkincisi tabi dün Cevdet Yılmaz açıklama yapmış Türkiye yatırım ve ihracatla büyüyor diye. E işte yani yatırım ve ihracat olmadığı zaman Türkiye'nin büyümesi de duracak. Ve en son olarak da daha önce tekrarladım. Bu olay bana çok uzak demeyin. küresel faizler arttığında özellikle bu şu anda olduğu gibi ABD dolarının değerinin artmasıyla birleştiğinde tarihte hiç işsiz sahasız her zaman gelişmekte olan piyasalardan satış gelmiş. Ve en son olarak bu ortamda altının prim yapmasına imkan yok. Çünkü altın faiz getirisi olmayan bir enstrüman. Altında fiyatlar yeniden 5600 doları görecek diye bekleyip Amerika'nın ve artık Japonya'nın da sunduğu ballı tahvil getirilerinden feragat etmek çok akıllıca bir şey değil. Evet sevgili arkadaşlar bu sefer dersimi iyi çalışmışım. Gelecek hafta fon konuşmamak umuduyla hepinize veda ederken eğer beni desteklemek istiyorsanız katıl butonuna basmanızı rica ediyorum. Her zaman gibi bu programı benimle birlikte gerçekleştiren ve kurgulayan mesele ekonomide teşekkürlerimi sunuyorum. Sağlıcakla kalın.