Merhaba canlarım, cananlarım. Föşün Tergahı'nda bir programa da hoş geldiniz. Bugün biraz rayların yönünü değiştiriyoruz. Piyasalar ağırlıklı değil, ekonomi ağırlıklı konuşacağız. Neden piyasalara çok önem vermeyeceğim? Bir, fon mağdurlarının mağduriyetleri giderilecek. En azından ana paralarını geri alacaklar. Hepsi geri alacak. Sayın Erdoğan'ın da İsmail Saymaz'ın anlattığına göre 3 gün önce yaptığı bir grup toplantısında konuşma var. AKP için de yozlaşmadan ciddi bir şekilde endişeye kapılmış. Bu işte sorumlu olanların hukuk önünde hesap vereceğine dair samimi bir kanaatim oluştu. Dünya piyasalarına baktığımızda işte 3. çeyreği geride bıraktık. Wall Street'te gelişmekte olan piyasalar hisse senedi endeksi de açıkçası yerinde saydı. Cuma günü ABD tarım dışı istihdam beklentinin dörtte biri kadar açıklandı. Ve Fed'in önemli yetkililerinden gelen açıklamalara göre Ekim ayında da faiz arttırımı yok. İşte hikaye bu kadar. Ama Türkiye ekonomisi konusunda konuşmalıyız. Çünkü Türkiye için her zaman zor geçen kış ayları başlıyor. Kış aylarına girerken müsaadenizle ekonominin dirençli taraflarını, artılarını ve eksilerini değerlendirelim. Sonuçta fon skandalı, petrol fiyatlarının 110 dolara çıkması ya da Fed'in faiz arttırması gibi dışsal olaylar borsayı ve diğer mali piyasalarımızı etkilese de sonuçta ortada ekonomik fundamental'lar değerlemeyi belirliyor. Bu vesileyle piyasalara değineceğim. Bir yandan da 15 dakikada Şipşak, eski üsül, polaroid türü Türkiye ekonomisinin resmini çekeceğim sizinle birlikte. Arkadaşlar nedense Türkiye'de hem ekonomi basınında hem de ekonomistler arasında üretim Türkiye'nin can damarıdır, kalbidir diye bir söylenti var. Bu bir istek olarak doğru olabilir ama değil. Aslında modern ekonomilerin can damarı iç talep veya dış taleptir. Ama biz yine de üretimle başlayalım. TÜİK ve özel sektör sayesinde üretim konusunda akıl almaz sayıda zengin bir veri dizinimiz var. Ve hepsi de az çok aynı yönde işaret ediyor. Biz ekonomistlerin çok kullandığı veri, imalat sanayi PMI kaç aydır, 40 aydır mı ne? Genişleme daralma bölgesinde, hep daralma bölgesinde, üstelik Eylül'de de Ağustos'a göre geriledi. Eğer katılanlara sorarsanız işte Orta Doğu'daki belirsizlikler üretimi ve üretim beklentilerini düşürüyor. Buradan ortaya çok kötü bir üretim manzarası, hatta ekonomide daralma çıkıyor. Buna katılmıyorum. Ben birçok ekonomist dostumun tersine MÜSİAD'ın yayınladığı SAMEX Endeksini kullanıyorum. Çünkü o PMI'da imalat sanayi kadar hizmetler de var ve daha çok orta ölçek şirketler arasından deneklerini seçiyor. Orada tam ters manzara ortaya çıkıyor. Eylül ayında onların PMI'yi 51'in üstüne çıkmış ve tamamen hizmetler tarafından sürüklenen bir ekonomi görünümü çiziyor. Sanayi, ISO PMI'de olduğu gibi orada da yavaş yavaş suyun dibine çöküyor. Arkadaşlar bence hizmetler çok daha önemli. Türkiye'de sanayinin toplam katma değeri payı %16 kadar, hizmetler %60. Dolayısıyla Türkiye ekonomisi daralıyor diyemem. Ama çok yavaş büyüyor, kapasitesinin çok altında büyüyor diyebilirim. Nitekim Ağustos kapasite kullanım oranı ve istihdama baktığımızda da bu manzaranın teyit edildiğini görüyoruz. Aranızda ekonomiyi yakından takip edenler, ya sen ne diyorsun işte TÜİK Ağustos istihdam rakamlarını açıkladı, manşet işsizlik 7.8'de bilmem kaç yılın dibine çökmüş. Eyvallah güzel ama manşet işsizliğe bakmıyorum ben. Ben geniş kapsamlı işsizliğe bakıyorum. O %30'un üstünde ve atıl kapasiteyi de böyle ölçmek lazım. Çünkü bu insanlar çalışmaktan vazgeçenler değil iş bulmaktan umudunu kesmiş olanlar. Toplumun üçte biri iyi bir iş bulursa ya da herhangi bir iş bulursa çalışmaya hazırken bu işi bulamıyorsa o zaman ciddi boyutta atıl kapasite vardır demek. Dolayısıyla üretim tarafının çok cılız seyrettiği, yalnız buna bakarsak büyümenin de bu sene %3'ün altında kalacağını söyleyebiliriz. Ama arz talep dengesi fiyatı ve tabii ki satılan miktarı belirler. Dolayısıyla tüketime bakalım. Tüketimde çok zengin bir veri seti yok ama Bloomberg her ay iki defa Tüketici Güven Endeksini yayınlar. Ekim'in 1'inde yayınladığı veriye göre Eylül'ün son 15 günde tüketici güveni 8 puan düşmüş. 8 puan düşmüş. Çok önemli. Üstelik orada bir kalem daha var. İçinde bulunduğumuz zaman dayanıklı tüketim malı almak için uygun mudur? O 11 puan düşmüş. Dolayısıyla tüketicinin yaz aylarındaki mutluluğu veyahut da coşkusundan sonra yeniden bir karamsarlığa kapıldığını söyleyebiliriz. Bunu TCMV'nin haftalık olarak yayınladığı kredi istatistiklerinde de görüyoruz. Tüketici kredileri hala hem enflasyondan hem de kurumsal kredilerden daha hızlı büyüyor ama büyüme hızında son 3 ayda ciddi bir yavaşlama var. Bence bu milletin kredi almaktan vazgeçtiğini göstermiyor. Artık alamıyorlar. Yani limitleri kalmadı. En son ve belki de en önemli veri iş talebin çok zayıf seyrettiğine dair Eylül otomotif satışları. Tabii ki Eylül'de geçen yıla göre çok ciddi bir daralma var. Sene başından bu yana iç pazar ve dış pazar toplamı %15 daralmış. Yani hem ihracat kötü gidiyor hem insanlar artık otomobil dayı alamıyorlar. Eminim pek çoğunuz vay o hale mi geldik diyecekler. Tüketim tarafında bu fond skandalının bütün ekonomi üzerinde olumsuz bir güven krizi yarattığı, hatta bazı kaynaklarda fonda paralısa sıkışanların acil ihtiyaçlarını gidermek için altın ve otomotiflerini satışa çıkarttığına dair bilgiler yer alıyor. Tabii sağ çalışması yani kişilerle yapılan görüşmeler önemli bir kanıdır ama makroekonomik veriler kadar kapsayıcı olmaz. Dolayısıyla ben henüz bu görüşe katılmadığımı düşünüyorum. Bu programı izleyenlerin herhalde %90'ı bir şekilde borsayla ilgilidir. Ben de öyle. Borsada hiçbir şekilde yatırım yapmama rağmen gün 4-5 saatini borsa ve bağlantılı haberleri takip etmekte geçiririm. Gözümüzde büyütüyoruz. Aynen faizleri gözümüzde büyüttüğümüz gibi. Türkiye ekonomisinin ritmini bunlar belirlemiyor. Borsa aslında gayet niş bir kitleye hitap ediyor. Türkiye'de bugün bankalar arasında bir sıkıntı olsa ya da bes fonlar arasında bir sıkıntı olsa bunun ekonominin geneline yayılan bir psikolojik umutsuzluk yarattığını söyleyebilirim. Bence üretim ve tüketimin eş zamanlı yavaşlamasının nedeni bu değil. Nedenlerini en sona saklıyorum çünkü bence videonun en önemli kısmı o ve şu soruya da cevap arayacağım. Çin'de bulunduğumuz durum şu ana kadar gördünüz. Çok tatlı değil. Bunu aşabilir miyiz? Gelelim enflasyon tarafına. İTO enflasyonu açıklandı. 35'den 33'e düşmüş. Yani düşmese de olurdu. Siz bu yayını seyrederken de TÜİK Eylül TÜFE'yi açıklayacak. Herhalde 2.2 çıkacak. Bir yalın sabah olursa konsensüsten yukarı yönlü olur. Orada da enflasyon 30.5-31'e kadar gerileyecek. Yani arkadaşlar bu 30,5, 31,5, 32, 29, 30 bunlara takılmamak lazım. Bunlar çok dar bant içinde kısa paslaşmalar. Özetle enflasyonda %30'lara takıldık kaldık. Peki iç talep üretimden bile daha zayıfken niye dezenflasyon olmuyor? Sebebi de basit. Enflasyonu beklentiler belirliyor. Onlara da bakalım. TCM'nin bu konuda çok detaylı araştırmaları var. Hane halkına yapılan ankette 12 ay sonra %45 enflasyon bekliyorlar. Özür dilerim, güldüm. Peki, hane halkı abartıyor. İş dünyasına soralım. %32 enflasyon bekliyorlar. Ya istediklerini beklesinler, hayat böyle çalışmaz diyemezsiniz. Çünkü eğer iş dünyası %32 enflasyon bekliyorsa, piyasa hazmede bildiği ölçüde en az %32 zam yapacak. Hane halkı dediğiniz kişiler benim gibi profesyoneller, berber. Pazarcı esnafı kardeşlerimiz veyahut da işte doktorlar veyahut da COBI sahipleri. Onlar da fırsat bulurlarsa yüzde 45 zam yapacaklar. Dolayısıyla enflasyonda en ufak bir gelişme kaydedemedik. Orada da takılıp kaldık. Özetle söylemek gerekirse stagflasyondayız arkadaşlar. Stagflasyon ekonominin daralması, enflasyonun yükselmesi değil. çok yüksek seviyede katı sayıda enflasyon ve kapasitesinin altında büyüyen ekonomi de stakflasyondur. Ve Türkiye'nin iç görünümü budur. Dış görünüme geçelim. Maalesef ben bu yayını yaptığımda henüz Sayın Ticaret Bakanı Eylül öncü dış ticaret istatistiklerini açıklamamıştı. Ama elimizde yeteri kadar veri var. Dış ticaret açığı her ay artıyor. Daha önemli olan, cari açık, finanse edilmek zorunda olan muhtemelen Eylül'de biraz düşecek. Çünkü turist takımlarından dolayı güzel 4,5 binler civarında bir cari fazla bekliyoruz. Ama işin gerçeği şu, dış dengede karşımıza hoş olmayan manzara çıkıyor. Kış ayları yaklaştıkça petrol ve gıda fiyatları konusunda özellikle olumsuz olduğum için dış açığın her ay biraz daha artmasını bekliyorum. Peki bu kur yönetimi anlamında TCMV'ye bir sorun çıkartır mı? Hayır. Bu konuda kesinlikle iddialıyım. Seçimler bitip kazanan parti belli oluncaya kadar TCMV güçlü TL politikasına devam edecek. Ama yani piyasanın sizin politikanıza inandığı ve sizin de ahenkle çalıştığı bir ortamda rezerv kaybetmeden para politikasını veyahut da kur politikasını yönetirsiniz. Yok piyasa sürekli döviz istiyorsa ya faizi yükselteceksiniz ya da sopa yöntemine başvuracaksınız. TCMB'nin dramı da bu. Niye Türkiye bir ödemeler dengesi yani dış denge krizine girmez? Arkadaşlar bir son 5 haftadır düşse de TCMB'nin yeterli rezervi var. İkincisi rezervi azaldığında bankaların döviz fazlası oluşuyor. Onlarla swap yaparak yeniden piyasaya satabiliyor. Dolayısıyla kur krizi veyahut da devalüasyonda bir hızlanma kesinlikle beklemiyorum. Bu kışı rahat çıkartırız. Gelecek sene kış için aynı şeyi söyleyemem. Her şey petrol ve gıda fiyatlarına bağlı. Gelecek sene için orada iyimserim. Bence cari açık büyüse de finansmanı hiçbir şekilde sorun teşkil etmeyecek. Şimdi arkadaşlar sonlara geliyoruz. Cari açık büyüyor. Halbuki biz artık ihracata dayalı düğme modeline geçmiştik. Enflasyonla mücadele edemiyoruz. Ve en önemlisi hem tüketim hem de üretim çok cılız. Türkiye adeta 100 metreyi 10 saniyede koşabilecek olan ama çeşitli sebeplerden dolayı o yarışta 12-12,5 saniyede koşan bir atlete benziyor. Peki nedir bunun sebepleri? Çok çeşitli sebepler gösterilebilir. Daha önce de zikrettim işte fon skandalını yarattığı genel bir güvensizlik ekonomiye, güvensizlik durumu var. Efendim Türk lirası çok güçlü, dış pazarda rekabet edemiyoruz. Efendim enflasyon çok yüksek, kredi bulamıyoruz, üretim yapamıyoruz ya da ipotek faizleri çok yüksek, insanlar konuta erişemiyor. Bunların yanlış olduğunu kesinlikle iddia etmiyorum. Hepsinde doğruluk payı var. Ama Türkiye'nin temel sorunu bunlar değil arkadaşlar. Fon skandalı Sayın Erdoğan'ın da benim kanaatime göre itiraf ettiğine göre Türkiye'yi yöneten ve bütün devlet kurumlarına hakim olan AKP'nin ne kadar yozlaştığını gösterdi. Türkiye artık ihracat ekonomisi değil, sabit sermaye yatırımı ekonomisi değil, tüketim ekonomisi değil. Türkiye bir talan ekonomisi. Ve maalesef talan büyük ölçüde AKP içindeki bazı kişiler tarafından yapılıyor. Parti ve Cumhurbaşkanı da fon krizine kadar bunlara göz yumuyordu. Türkiye'de bütün kurumların buna SPK da dahil maalesef yargı da dahil kararlarını AKP ile işbirliği içinde verdikleri dolayısıyla topluma güven verecek veyahut da serbest fiyasanın dinamizmini sağlayacak olan tarafsızlığı ve bağımsızlığı sağlayamadığını görüyoruz. Türkiye tam anlamıyla bir kurumsal çöküş içinde. İnsanlar da gelecek için umutlarını tamamen kaybetmiş durumdalar. Şirket sahibi diyor ki ben niye yeni teknoloji getireyim, niye yeni fabrika kurayım? Bir şekilde malıma el koyacaklar. Haklı veya haksız ama herkese bir şekilde kayyum atanıyor. Genç veyahut da profesyonel diyor ki, yani ben ne yaparsam yapayım, ne kadar zeki olursam, ne kadar becerili olursam, ne kadar çalışkan olursam olsun, kariyerimde yükselme imkanım yok çünkü bütün üst mevkileri, AKP'liler ve yandaşları kapmış. Dolayısıyla üretmiyorlar. Herkes elden geldiği kadar kayıt dışı ekonomiye kayıyor veyahut da ilk fırsatta yurt dışına kayıyor. Yani Türkiye'de tam anlamıyla bir kurumsal çöküş var. Hani bunu birden hasta olup yatağa düşen ve bütün gücünü kaybeden genç bir insandan çok, çok hızla filmlerde hani bazen görürsünüz adam bir yılda 50 yıl yaşlıdır. Öyle bir durumla karşı karşıyayız. Dolayısıyla Türkiye'nin ekonomik sorunlarının bu iktidar döneminde çözülebileceğine kesinlikle inanmıyorum. Orta vadeli program gelecek senede, 2028 yılında da büyümenin yükseleceğini öngörüyor. Bence bunu beceremezler. Çünkü artık Türkiye'de siz ne kadar gaz pompalasanız motor bozuldu. Motor arkadaşlar, motor daha hızlı gidemiyor. Arabanın lastikleri patlamak üzere. Dolayısıyla çok da fazla bir şey beklememek lazım. Tabii ki ekonominin bu kadar zayıf seyrettiği bir ortamda bazı istisnalar hariç borsadaki şirketlerin karları da çok iyi gitmeyecek. Borsada üçüncü çeyrek bilançoları yaklaşıyor. Burada şirket bazında hareket etmekte fayda vardır. Merkez Bankası konsensüel yere Ekim'de faiz indirecek. Belki 100 puanla başlar. Açıkçası bu konsensüse karşı çıkamıyorum. Muhtemelen iş talepteki zafiyeti bahane göstereceklerdir. Ama bana sorarsanız yapacakları bir hata olur. Daha önce de iki defa erken faiz indirme hatasında bulundular. Muhtemelen yeni yıla başlarken yeniden faiz arttırmaları başlayacak. Burada son bir sorun daha var. Daha önce de söyledim yayında. Beş haftadır Merkez Bankası rezervleri hangi kriteri kullanırsanız kullanın. Brüt swap arındırmış net vesaire geriliyor. Bunun bir kısmı fon skandalından ürken ya da iğrenen yabancı paranın kaçışı ama önemli bir bölümü altının değer kaybetmesi ve başta kurumsallar olmak üzere yerleşiklerin mevduat tercihini dövize doğru çevirmesi. Şimdi bu çok tehlikeli. Bence fon krizinin en kötüsü bütün mağdurların bütçeden telafi edileceği açıklamasıyla sona erdi. Ama hala diğer hisse senetlerinde değer kaybı sorunu ve bundan dolayı borsada 7 milyon yatırımcı var. Güvenini kaybedenlerin dövize kaçması ihtimali var. GMC'nin çok değerli bir araştırması var. Türk halkı enflasyonun üstüne, resmi enflasyonun üstüne, Türk lirasında kalmak için 6,5 puan risk primi istiyor. Enflasyon 30, TCMV politika faizi 37. Yani buna bakarsanız faiz indirmek için bir alan yok. Ve bence de durum böyle olacak. Tabii kışın yanılmışımdır, petrol fiyatları 70 dolara düşer. O zaman TCMV rahatlıkla faiz indirir. Ama buna da inanmakta güçlük çekiyorum. Dolayısıyla sıkı faiz politikasına da devam edilecek. Banka karlarının da bu sebepten dolayı istisnalar vardır tabii. çok iyi olabileceği düşüncesinde değilim. Sevgili dostlarım, bugün değişik şeyler yaptık. Biraz daha akademik çalıştık. Umarım hoşunuza gider. Yorumlarınızın hepsini okuyorum bu arada. Ama o kadar çok yorum var ki cevap yazmaya vaktim olmuyor. Katılımda bulunan herkese çok teşekkür ediyorum. Eğer programı beğendiyseniz paylaşın ya da abone olun. Ve bana mali katkıda bulunmak istiyorsanız katıl butonuna basın. Her zamanki gibi programın yapımında mesele ekonomiyle iş birliği yaptım. Kendilerine çok teşekkür ediyorum. Allah kısma ederse gelecek hafta görüşmek üzere. Hepinize keyifli pazarlar.