Merhaba sevgili dostlarım, her pazar olduğu gibi bir kez daha hala hayatta olan Atilla Föş Yeşilada'nın programına hoş geldiniz. Bugünkü kapağımız devalüasyon mu geliyor? Ve bu kapağı atarken de açıkçası çok ciddi bir ikilemle karşı karşıya kaldığımı size anlatmak zorundayım. Elden geldiğince trafik tuzağı kapaklardan kaçınmaya çalışıyorum. İnsanlar içeriği seyretsin istiyorlar. Devalüasyon mu geliyor aslında teknik olarak yanlış. Çünkü Türkiye'de zaten devalüasyon var yani kur, dolar TL kuru her ay TL'ye karşı bir miktar değer kazanıyor. Bu serbest piyasanın etkisiyle değil merkez bankasının yönlendirmesiyle oluyor. Dolayısıyla devalüasyon derken %10-15-20 birden Türk Lirası'nın değer kaybetmesini kastetmiyoruz. Az çok belirli olan bu devalüasyon oranının yani doların TL'ye karşı değer kazancının hızlanıp hızlanmayacağından bahsediyoruz. Ana temamız bu. Ama biliyorsunuz her zaman ön sıcaklar ve arkasından da bir tatlı tabağı sunuyoruz. Ön sıcak maalesef biraz lezzetsiz olacak. Biz bu yayını kurgu çok uzun sürdüğü için cuma günü çekiyoruz. Perşembe akşamı MSCI Türkiye'ye çok sert bir ihtar verdi. Kasım ayında Türkiye gelişmekte olan piyasa endeksinden çıkartılmayacak ama eğer daha önce talep edilen düzenlemeler yapılmazsa 2027'de bu olasılık var. İkinci konumuz şu devalüasyon konusu. Nereden gündeme geldi bu? Eğer bir tane videomu ya da birçok videoyu seyrettiyseniz biliyorsunuz ki ben TCMB'nin güçlü TL politikasının sürdürülebileceğine en azından seçimlerden sonrasına kadar Türkiye'de Türk Lirası'nın değer kaybının hızlanacağına dair hiçbir şekilde şüpheye mahal bırakmadım. Olmayacak böyle bir şey. O zaman bu tartışmanın nasıl başladığını ve nasıl sonlanacağını anlatmakta görevim olur. En son olarak aslında en önemli konu Wall Street'te S&P 500, Nasdaq gibi endekslere baktığınızda az çok yatay veyahut da çok hafif belli belirsiz bir boğa trendi var. Ama manşetlerin altında çok dev bir devinim var. Artık uzmanlardan açık açık yapay zeka balonu patlamak üzere diye korkutucu uyarılar geliyor. Tabi komşuda pişer bize de düşer ya da Amerika'ya pişirirse biz grip oluruz, zatürri oluruz muhatabı minbali. Yapay zeka balonu gerçekten patlar mı? Patlarsa bize ne zarar vereceğiz onu da konuşabiliriz. Başlıyoruz. Arkadaşlar biliyorsunuz fon skandalının patlamasından yani kamuoyuna teşhir edilmesinden önemli nedenlerden biri dünyanın bir numaralı endeks sağlayıcısı olan MSCI'in Türkiye'ye verdiği sert ihtardı. Özellikle aslında hiçbir değeri olmayan ama fonlar tarafından pompalanan hisselerin büyük endekslere girmesi ve global yatırımcıların hiç istemedikleri bu hisse senetlerini almak zorunda olması MSCI'yi çok kasıyordu. Türkiye'ye düzenli temas halindeler. Ben fon skandalının patlamasının tek nedeninin bu olduğunu söylemiyorum. Ama bence eğer onlar bu işi global düzlemde gündeme getirmeseler ve belki büyük fon yöneticileri de ekonomi yönetimiyle yaptıkları doğrudan temaslarda bu konuyu dile getirmeseler fon skandalı biraz daha sürebilirdi. Birçok insan ya tamam işte bak fon skandalını çözdük, konu kapandı, MSCI bizi niye bir alt lige düşürsün diye soracaktı. Hayır, kapanmadı. O bir, yani mağduriyetler tazmin edilmedi. Böyle bir kumpasın bir daha tekrarlanmayacağına dair gerekli kanunlu düzenlemeler yok. En önemlisi de MSCI'nin korktuğu her şey başına geldi. Bir, hakikaten suni olarak iştirilen hisseler patladı. Pasif olup da, Türkiye'de yatırımlarında pasif olup da bunları portföylerine almak zorunda olan hisse fonları çok büyük zarara uğradılar. İkincisi eminim MSCI bunu itiraf etmez ama işin içinde siyasi bağlantılar olduğu iddiası daha yuka çıktı. Mahkeme kararı vermeden ben bu konuda vardır demiyorum ama en azından şüphe son derece makul. Dolayısıyla MSCI'nin kaygıları bitmedi. Özellikle bu işin içinde politik bağlantılar varsa ve bunlar sonuna kadar giderek ayıklanmazsa bu işlem yeniden başlayabilir. Başka bir şekilde tezahür edebilir. Dolayısıyla MSCI'nin uyarısını çok ciddiye almak lazım. Eminim onlar Borsa İstanbul ve SPK'ya çok geniş bir liste vermişlerdir. Şunları, şunları, şunları yapın diye. Şimdilik tehlikeyi atlattık. Bence MSCI'nin Türkiye hakkındaki nihai kararını 2027'nin bir tarihine atması en azından pasif fonların mecburen Türkiye'den çıkmaları sürecini engeller. Ama size şöyle bir örnek vereyim ki bu konunun önemini anlayayım. Aynı uyarı Endonezya'ya da geldi. Endonezya borsası perşembe seansında son 28 yılın en sert satışı niyeti. İnşallah İstanbul borsasında böyle bir şey olmaz ama çok dikkatli olmalıyız. Bu konu gerçekten çok önemli. İleriye bakmak anlamında da önemli. Başımızın üstünde bu demokrasinin kılıcı sallanırken bistiyüz ve bistotuzu yukarı itmek için katılımı gerekli olan büyük global fonlar Türk hisselerine girmezler. Ellerinde patlayabilir çünkü. Bir S alıyorum çünkü buradan şu devalüasyon meselesine geçeceğim. Arkadaşlar önce Türkiye'de kul sistemi nasıl yürüyor bunu konuşalım. Türkiye aslında teorik olarak serbest kul sisteminde yani kurup yasa belirli ama tabii böyle değil. Kur'un merkez bankası belirliyor. Buna güçlü TL politikası diyoruz. Politikanın esası da şu. Türk lirasının dolara karşı değer kaybını beklenen enflasyonun altında bir oranda sınırlandırarak enflasyonist baskıları özellikle arz veya maliyet yönü enflasyonist baskıları sınırlamak. Ve bu politika seçime kadar devam edecek. Çünkü bundan çıkmak Türkiye'deki yerleşiklerin dövize kaçmasına sebebiyet verebilir. Merkez Bankası'nın kontrolünden çıkan bir TL değer kaybına sebebiyet verebilir ve tabii ki siyasi yankısı da çok ağır olur. Dolayısıyla politika değişmeyecek ama politikaya ince ayar yapılabilir. Ne yapılabilir? Yine beklenen enflasyondan düşük kalmak kaydıyla dolar TL'nin aylık değer kazanma oranı arttırılabilir. Bu tartışma neden şimdi çıktı? Çünkü Bloomberg ve yazanları da biliyorum, samimiyetlerine ve doğruluklarına güveniyorum. Bir haberinde Fatih Karağan'ın Bangkok'ta yatırımcılarla yaptığı basına kapalı toplantıda Ben 2028 yılında görev sürem bitiyor, benden sonraki arkadaşa çok güçlü bir TL bırakmak istemiyorum. O yüzden aylık devalüasyon veyahut da TL'nin değer kayıp hızını bir miktar arttıracağız demişim. Şimdi hemen arkasından yine tanımadığım ama birçok eserini okuyup çok takdir ettiğim Macbank'ın baş ekonomisti Sayın Çağrı Sarıkaya, tüm basında birçok kanyakta yer alan haberi yayınlandı. Yalanladı yani ben oradaydım böyle bir şey söylenmedi dedi. Arkasından Bloomberg ısrar etti haberinde yok biz böyle duyduk şeklinde. Ben işin doğrusunun yanlışını bilemem. Dediğim gibi Bloomberg'e de Çağrı Sarıkaya'ya da kefil olacak durumda değilim. Ama mantıksal bir çıkarım yapabilirim. Açıkçası ben Merkez Bankası'nın, Türk Lirası'nın aylık değer kaybını hızlandıracağına dair bir şüphe taşımıyorum. Bunun olmayacağı düşüncesindeyim. Sebebi de çok basit. Türkiye'de çok fazla para yok. Yani biz buna kere tere gidiyoruz. 30 milyar, belki 40 milyar dolar var. Hepsi çekip gitse ne Mehmet Şimşek ne Fatih Karahan razı olmaz. Bence bu çok miyop bir görüş ama bu defalarca ifade edildi. Asıl mesele şu. Yani Türk yatırımcılar mevduatlarını TL ve döviz arasında bölüyorlar. Çoğunda da TL'ye gidiyor çünkü TL'nin getirisi çok cazip. Ama siz dövizin devalüasyon aranını hızlandırırsanız, hele bir de Ekim ayında bunun üzerine 100 puan faiz indirim yaparsanız, dövizden kazanılması beklenen getiriyle TL'den kazanılması beklenen getiri arasındaki farkı azaltırsınız. Belki kimilerinin kafasındaki risk primine göre döviz şu anda çok az bir getiri içerse dahi riski çok daha düşük olduğu için TL'ye tercih edilir hale gelebilir. Şu ana kadar fon skandalına rağmen büyük ölçüde Türk lirasında kalan bazı mudiler dövize geçebilir. Bu da kış aylarında cari açığın artmasının beklendiği bir dönemde Merkez Bankası'nın kuru kontrolünü zorlaştırır. İşler kontrolden çıkar ve bir sabah TL 60 liraymış dolara karşı diye uyanmayız. Ama arkadaşlar eğer kuru yönetiyorsanız ya da herhangi bir şirketi yönetiyorsanız insanların sizinle gönüllü işbirliği yapmaları randımanı arttırır. Yok eğer sizin her kararınızı direnen bir şirket veyahut piyasa varsa karşınızda ter dökersiniz ve daha fazla rezerv harcarsınız. Dolayısıyla bu konu çok önemli. Bir kez daha tekrarlıyorum. Eğer Ekim'de TCMB bütün konsensus anketlerinin tersine faiz indirmezse evet, Türk Lirası'nın aylık devalüasyon oranı şu anda 1.50 ile 2.00 arasında seyrediyor. Belki bunun biraz üstüne çıkabilir. Ama mühim olan şu, hem faiz indirip hem Türk Lirası'nın daha hızlı değer kaybetmesine izin vermek piyasada çok büyük bir telaş ve belirsizlik yaratır. Özellikle bazı kaynaklara göre petrol fiyatları, motorun fiyatları, benzin fiyatları kış aylarında 20-25 dolar daha artacaksa ve Türkiye üzerine yeni bir enflasyonist çok geliyorsa bu çok yanlış bir karar olur. Dolayısıyla seyredeceğiz ama bana sorarsanız hala TL mevduat karlı ve kesin olarak piyasa rakamlarından Merkez Bankası'nın daha hızlı devalüasyona tahammül edeceği veya müsaade ettiğini görmeden açıkçası portföyümde döviz TL payını veya döviz altın TL payını değiştirme. S veriyorum ve son kovuya geliyorum. Arkadaşlar biliyorsunuz S&P 500 ve şimdilerde Nasdaq artık dünyanın önce endeksi. Bu Türkiye, Endonezya, Malezya veyahut da İsviçre'deki borsa endeksleri S&P 500 ne yaparsa aynısını takip eden anlamına gelmez ama genelde S&P 500 düşerken diğer borsa endekslerinin çıkması çok da kolay değil. Dolayısıyla S&P 500 ve Nasdaq'ta sert bir düzeltme, bir ayı pazarı olursa bu bir şekilde bize yansır. Belki tsunami olarak yansımaz da denizin çok açıklarında olan bir depremin artçı dalgaları gibi kıyılarımıza biraz vurur. Ama bundan zararsız çıkmamız hemen hemen imkansızdır. O zaman bu soruyu dikkatle inceleyelim. Hakikaten S&P 500 ve Nasdaq'ta yapay zeka balonunun patlaması riski var mı? Evet var. Aslında elimizde şu anda yapay zeka ve bununla bağlantılı tedarikçi şirketlerin değerlemelerinin çok şiştiğine dair çok somut kanıtlar var. Financial Times'da yayınlanan makale iki ayrı güvenilir kaynaktan bahsetmiş. Şu anda bu yapay zeka sadece 5 büyük yapay zeka veyahut da hyperscaler dediğimiz sosyal medya şirketi bu sene 800 milyar dolar yatırım yapacaklar. Ve nakit akımları 700 milyar dolar olduğu için borçlanacaklar. Önümüzdeki senelerde yatırım miktarı ve bunun borçla karşılanma oranı da hızla yükselecek. Ve bahsettiğim araştırmalardaki açıklamalara göre 2030 yılında Amerika'da vatandaşların veyahut da şirketlerin en az 3,5 trilyon yapay zeka ürünü satın alması lazım ki şu andaki yatırımlar kâra geçebilirsin. Arkadaşlar bu imkansız. 3,5 trilyon Amerikan ekonomisinin takriben %7'si ediyor. Yani böyle bir para da yok. Bu teknik olarak da imkansız. Yani insanlar bütçelerinde gıdadan, benzinden, ısıtmadan, belki sağlık hizmetlerinden kısarak yapay zeka ürünü alıyor. Yok yani yapay zeka lüks bir ürün. En ucuzunu hatta bedava olanını alırım. Tepe tepe kullanırım. Ama chat GPT ya da işte ne bileyim Grok karşıma bana ayrı 150 dolar ödeyeceksin diye çıktırın. Hadi kardeşim eyvallah ben Çin mallarına gidiyorum derim. Başka kanıta ihtiyaç var mı? Bence yok zaten. Yapay zeka şirketlerinin değerlemeleri her an başımıza gelebilecek bir kaza. Yani bir patlak lastikle karayolunda 120 kilometre gibi gidiyor gibi bir durumdayız. İyi de yine ünlü bir ekonomistin sözü var. Piyasa sizin cebinizdeki paranın bitmesinden çok daha uzun süre akıl dışı hareketler yapabilir diye. Bu balon patlayacak demek ne zaman patlayacağı konusunda bize fikir vermiyor. Siz de eğer sık işlem yapan bir yatırımcıysanız patlaması tehlikesinden değil ne zaman patlayacağından korkarsınız. Bir ay sonra mı patlayacak gelecek sene mi patlayacak? Bu soruya teknik olarak bir cevap verebilirim. Bir, bence önümüzdeki günlerde tehdit var. Amerikan ara seçimleri çok ciddi sonuçlar doğurabilir. Trump'ın kongrenin en az bir kanadını kaybettiği bir ortamda Amerikan hükümeti sık sık tepenk indirebilir. Ve daha önemlisi 6 ay içinde devlet tahvillerini ödeyemeyerek temerüte düşebilir. Demokratlar bu şantajı muhakkak kullanacaklardı Trump'a istediklerini yaptırmak için. İkincisi ve daha önemlisi, Fed, Avrupa Merkez Bankası, İngiliz Merkez Bankası, Aralık'ta başlamak üzere gelecek yılın sonuna kadar en az üç kez daha faiz attıracak. Ve biliyorsunuz faizler hisselerin en büyük düşmanıdır. Bununla bağlantılı olarak ama farklı bir düzlemde seyreden tahvil faizleri var. Asıl tahvil faizleri çok korkutucu çünkü hisse senetlerinin bugünkü değerini hesaplarken geleceklik gelirlerin tahvil faizleri ile iskontrol ediyoruz. Tahvil faizlerindeki ateş son birkaç gündür riskten kaçış dalgasıyla birlikte yatıştı ve Amerika'da 10 ve 30 yıllık tahvillerin getirileri düştü ama bu geçici bir gelişme. Bu tahvil faizlerinin yükselişinin arkasındaki temel neden kamu borcunun sürdürülemez olması. Dolayısıyla bu konuda hiçbir şey yapılmayacak. Ve size bahsettiğim gibi eğer Trump veyahut da Cumhuriyetçiler seçimleri kaybederlerse Amerika'da federal hükümetin kapanması, vergilerin toplanamaması veyahut ödemelerin yapılması riski var. Dolayısıyla ben bu noktada yıl sonundan önce yapay zeka veya tedarikli şirketlere dokunmam. Eğer illaki Amerikan borsasında yatırım yapmak istiyorsam Dow Jones'da bunlarla bağlantılı olmayan Amerika'nın oldukça güçlü büyümesinden yararlanabilecek büyüme değil değer hisselerinden yararlanırım. Evet değerli izleyiciler bir kez daha beni pazar günü evinize davet ettiniz. Çok teşekkür ederim beni izlediğiniz için. Eğer bana bir katkıda bulunmak isterseniz lütfen katıl butonuna basın. Ve tabii her zamanki gibi bu programın yapımın ve kurgusunda bana büyük destek veren Mesele Ekonomi'ye de çok teşekkür ederim. Kalın sağlıcakla.